'Mem,nerdesin sen ya?' bana en çok sorulan soruydu son zamanlarda.
Soranları suçlamıyorum; çünkü onların bulabileceği yerlerde değildim.
Ne okulda,ne twitterda, ne de dışardaydım. Çok daha iyi bir yerdeydim.
Kendimdeydim.
-
Birileri demiş ki 'İnsanın yapabileceği en iyi yolculuk,kendi içine yaptığı yolculuktur.'
Birileri dememiş,şu an ben uydurmuş da olabilirim bu cümleyi. Fark etmez.
Demek istediğim şu; son zamanlarda kendi içime bir yolculuk yaptım. Kendimi dinledim.
Daha önce hiç düşümediğim, düşünmek istemediğim şeyleri düşündüm...
Bunları bazen yazdım,bazen çizdim. Bazen etrafımdakilerle paylaştım,bazen sustum.
Bu yolculuk bana çok iyi geldi. Sanki biraz değiştim,biraz büyüdüm bu yolculuktan sonra.
Neler biriktiğimi paylaşacağım bundan sonraki yazılarımda.
11.12.10
9.12.10
31.10.10
Karma
Gece aniden bir ses duydum. Önemsemedim. Uykuma devam ettim.
Sonra yeniden duydum,bu sefer daha kuvvetliydi,daha yakından geliyordu.
Korktum,ne olduğunu anlamadım; ama o kadar kuvvetliydi ki artık uyumama imkan yoktu.
'Dıııt dıııt' diye tiz bir sesti duyduğum. Bir an duruyordu,sonra tekrardan geliyordu.
Kalktım,sesin kaynağını aramaya başladım. Sanki heryerden geliyordu,ama hiçbir yerden de gelmiyordu.
Acaba alarm mı verildi,olağanüstü hal mi oldu diye düşünmeye başlamışken,anladım.
Buzdolabından geliyordu o ses. Buzdolabı bile şaşırmıştı öyle bir sesin kendinden çıktığını duyunca.
Uykulu gözlerimle ekranına baktım; 'alarm clock active' diyordu. Ekrandaki tuşlara bastım,durmadı.
Ses hiç azalmadı. Aksine,sanki ben durdurmaya çalışıyorum diye daha da hızlanarak gelmeye başladı.
Ben de -uykunun da etkisiyle- uğraşamayacağım için buzdolabının fişini çektim; uyumaya gittim.
Tam tekrardan uykuya dalacakken aklıma buzluktaki yiyecekler geldi,uyandım.
Gittim,fişi yeniden taktım,neyseki sinirlenmemişti bana,ses çıkarmadı önceden fişini çekmiştim diye.
Ben de hemen yatağıma geri döndüm ve yeniden uykuya dalacaktım ki,aklıma şu geldi.
KARMA!
Eğer karmaya inanmıyor olsaydım,bu olaydan sonra kesinlikle inanırdım.
Yurttayken oda arkadaşıma (arkadaş doğru bir kelime değil aslında) yaptıklarım yüzünden başıma geldi bu.
O uyansın -rahatsız olsun diye- erken kalktığımda odadan çıkar,cep telefonumdan odayı arardım.
O uyanıp telefonu açtığında da kapatır,biraz bekler ve sonra yeniden arardım...
Tek kelime; karma. Başka açıklaması olamaz bunun. Kim buzdolabındaki alarmı kullanır ki?
Ve niye nedensiz olarak o kendi başına sabaha karşı saat 4 gibi çalmaya başlar ki?!
Eski yaptıklarımın bedeliydi bu.Ve ben, o bedeli ödedim.
Sonra yeniden duydum,bu sefer daha kuvvetliydi,daha yakından geliyordu.
Korktum,ne olduğunu anlamadım; ama o kadar kuvvetliydi ki artık uyumama imkan yoktu.
'Dıııt dıııt' diye tiz bir sesti duyduğum. Bir an duruyordu,sonra tekrardan geliyordu.
Kalktım,sesin kaynağını aramaya başladım. Sanki heryerden geliyordu,ama hiçbir yerden de gelmiyordu.
Acaba alarm mı verildi,olağanüstü hal mi oldu diye düşünmeye başlamışken,anladım.
Buzdolabından geliyordu o ses. Buzdolabı bile şaşırmıştı öyle bir sesin kendinden çıktığını duyunca.
Uykulu gözlerimle ekranına baktım; 'alarm clock active' diyordu. Ekrandaki tuşlara bastım,durmadı.
Ses hiç azalmadı. Aksine,sanki ben durdurmaya çalışıyorum diye daha da hızlanarak gelmeye başladı.
Ben de -uykunun da etkisiyle- uğraşamayacağım için buzdolabının fişini çektim; uyumaya gittim.
Tam tekrardan uykuya dalacakken aklıma buzluktaki yiyecekler geldi,uyandım.
Gittim,fişi yeniden taktım,neyseki sinirlenmemişti bana,ses çıkarmadı önceden fişini çekmiştim diye.
Ben de hemen yatağıma geri döndüm ve yeniden uykuya dalacaktım ki,aklıma şu geldi.
KARMA!
Eğer karmaya inanmıyor olsaydım,bu olaydan sonra kesinlikle inanırdım.
Yurttayken oda arkadaşıma (arkadaş doğru bir kelime değil aslında) yaptıklarım yüzünden başıma geldi bu.
O uyansın -rahatsız olsun diye- erken kalktığımda odadan çıkar,cep telefonumdan odayı arardım.
O uyanıp telefonu açtığında da kapatır,biraz bekler ve sonra yeniden arardım...
Tek kelime; karma. Başka açıklaması olamaz bunun. Kim buzdolabındaki alarmı kullanır ki?
Ve niye nedensiz olarak o kendi başına sabaha karşı saat 4 gibi çalmaya başlar ki?!
Eski yaptıklarımın bedeliydi bu.Ve ben, o bedeli ödedim.
18.10.10
Çim Adam

Benim bir çim adamım var. Kendisi dalgıç. Büyük bir su gözlüğü var.Ve şnorkeli.
Benim bir fotoğraf makinam var. Kendisi dijital. 8x zoom özelliği var.Ve lensleri.
Ayrıca benim bir blogum var. Çim adamımın resimlerini fotoğraf makinemle çekip/koyabileceğim. Hem de kaliteli!
16.10.10
15.10.10
Beğenmek / Çikolata
Ne fark ettim biliyor musunuz, uzun zamandan beri bloguma beğendiğim bir şeyi koymamışım.
İçinizden 'hiçbir şeyi beğenmediğin için olabilir mi acaba?' dediğinizi duyar gibiyim.
Evet,haklısınız. Kolay kolay beğenmiyorum her şeyi,ama yapabileceğim bir şey yok,ben böyleyim.


Benim için beğenmek demek,kıskanmak demektir. Eğer bir şeyi kıskanıyorsam onu beğeniyorumdur.
Yani bir şeye 'Vay be,nasıl düşünmüşler,keşke ben bunu bulsaydım/yapsaydım' diyorsam o şeyi beğenmişim demektir.
O yüzden en beğendiğim şarkılar hep 'keşke bu benim şarkım olsaydı' dediğim şarkılardır.
Ya da en sevdiğim filmler 'bu filmi keşke ben çekseydim' dediğim filmlerdir...

Şimdi de diyorum ki ; 'bu çikolataları keşke ben tasarlasaydım'
Ne demeye çalıştığımı anladınız siz... Bence.
8.10.10
Mimlendim.
Blog yazanlar arasında bir şey varmış; 'mim'leme yapmak. Bir anlamda link-değişimiymiş bu.
Biri bir konu seçiyormuş,öbür bloglara bildiriyormuş onların bloglarının adreslerini vererek.
Sonra da mimlenen kişi,ona mim kimden geldiyse onu bildirerek yanıt veriyormuş.
İlk başta anlamadım ben bu sistemi,biraz araştırıp 2-3 kez okuduktan sonra herhalde anladım :D
Başka Birinin Sorunu beni mimledi. İyi ki de mimlemiş,bir şey daha öğrendim bu sayede.
Mimlendiğim konu ise şu; Söyleyemediklerini Söyle. Söylüyorum ben de.
10 değişik kişiye söylemek isteyip de söyleyemediğim 10 şey,işte;
.
> F, dün benim bilgisayarımdan maillerine bakmışsın ve hesabını kapamamışsın. 3 saat boyunca senin tüm maillerini okudum.
> C, seni içten içe kıskanıyorum. Benden daha cool olduğun gerçeğini asla kabullenmeyeceğim.
> A, senin tablonu herhalde hiçbir zaman bitiremeyeceğim. Bir türlü içimden gelmiyor,özür dilerim.
> T, evleniyor olman beni mutlu ediyor ama buradan gidiyor olman beni çok üzüyor...
> K, arada bir senle konuştuğum için ve yemeğe gittiğim için kendini benim arkadaşım sanıyorsun,yanılıyorsun.
> A, lensin gözüne battığı zaman onun çıkarıp ağzına aldığını ve sonra geri gözüne taktığını biliyorum!
> B, sürekli bana benim yerime imza at diyorsun ve bende attım diyorum. Ama hiç atmıyorum.
> S, İpsala diye bir yer olduğunu senden öğrendim,sana hiç vintage demiş miydim?
> T, içimden bir ses senle hiçbir zaman tenis oynayamacağım diyor,umarım yanılıyorumdur.
> K, yurttayken odana fareler girsin diye McDonald's cheeseburgerimin etini yatağının altına attım. Evet.
.
Bu olayı sevdim! Şimdi de ben mimliyorum bazı blogları,bakalım onlar da yapacaklar mı?!
Bir Parça Mutluluk , Ben Bu Yazıyı Niye Yazdım? , Varsın Olsun, Sed Not Sad, İki Kişilik Ben, Ben Azze, TKÖzgürlükAlanı
Biri bir konu seçiyormuş,öbür bloglara bildiriyormuş onların bloglarının adreslerini vererek.
Sonra da mimlenen kişi,ona mim kimden geldiyse onu bildirerek yanıt veriyormuş.
İlk başta anlamadım ben bu sistemi,biraz araştırıp 2-3 kez okuduktan sonra herhalde anladım :D
Başka Birinin Sorunu beni mimledi. İyi ki de mimlemiş,bir şey daha öğrendim bu sayede.
Mimlendiğim konu ise şu; Söyleyemediklerini Söyle. Söylüyorum ben de.
10 değişik kişiye söylemek isteyip de söyleyemediğim 10 şey,işte;
.
> F, dün benim bilgisayarımdan maillerine bakmışsın ve hesabını kapamamışsın. 3 saat boyunca senin tüm maillerini okudum.
> C, seni içten içe kıskanıyorum. Benden daha cool olduğun gerçeğini asla kabullenmeyeceğim.
> A, senin tablonu herhalde hiçbir zaman bitiremeyeceğim. Bir türlü içimden gelmiyor,özür dilerim.
> T, evleniyor olman beni mutlu ediyor ama buradan gidiyor olman beni çok üzüyor...
> K, arada bir senle konuştuğum için ve yemeğe gittiğim için kendini benim arkadaşım sanıyorsun,yanılıyorsun.
> A, lensin gözüne battığı zaman onun çıkarıp ağzına aldığını ve sonra geri gözüne taktığını biliyorum!
> B, sürekli bana benim yerime imza at diyorsun ve bende attım diyorum. Ama hiç atmıyorum.
> S, İpsala diye bir yer olduğunu senden öğrendim,sana hiç vintage demiş miydim?
> T, içimden bir ses senle hiçbir zaman tenis oynayamacağım diyor,umarım yanılıyorumdur.
> K, yurttayken odana fareler girsin diye McDonald's cheeseburgerimin etini yatağının altına attım. Evet.
.
Bu olayı sevdim! Şimdi de ben mimliyorum bazı blogları,bakalım onlar da yapacaklar mı?!
Bir Parça Mutluluk , Ben Bu Yazıyı Niye Yazdım? , Varsın Olsun, Sed Not Sad, İki Kişilik Ben, Ben Azze, TKÖzgürlükAlanı
7.10.10
Ç'ye yanıt.
Bir okuyucumdan gelen maili aynen kopyalayıp-yapıştırıyorum;
..
'Selam,önceden ne ilginç şeyler yazardın,artık çok az yeni yazı yazıyorsun.
Milletin ayağını felan gönderiyorsun,ya da kısacık şeyler yazıyorsun.
Blogunu beğeniyorum ama daha çok beğenmek istiyorum. xoxo Ç'
..
Ç,öncelikle blogumu takip ettiğin için teşekkür ederim. Bana mail attığın için de.
Biliyorum şu aralar eskisi kadar çok yazamıyorum.Daha çok gözlemliyorum artık.
Görüyorum,duyuyorum,gidiyorum,geliyorum,geziyorum,yaşıyorum. Yani biriktiriyorum.
Biriktirdiklerimi ne zaman/ne şekilde sizlere sunarım bilmiyorum. Ama biriktiriyorum.
Hasta olmama rağmen sırf bana mail attın diye ablamın öğrencilerinin kağıtlarını tarattım.
Evet.
..
'Selam,önceden ne ilginç şeyler yazardın,artık çok az yeni yazı yazıyorsun.
Milletin ayağını felan gönderiyorsun,ya da kısacık şeyler yazıyorsun.
Blogunu beğeniyorum ama daha çok beğenmek istiyorum. xoxo Ç'
..
Ç,öncelikle blogumu takip ettiğin için teşekkür ederim. Bana mail attığın için de.
Biliyorum şu aralar eskisi kadar çok yazamıyorum.Daha çok gözlemliyorum artık.
Görüyorum,duyuyorum,gidiyorum,geliyorum,geziyorum,yaşıyorum. Yani biriktiriyorum.
Biriktirdiklerimi ne zaman/ne şekilde sizlere sunarım bilmiyorum. Ama biriktiriyorum.
Hasta olmama rağmen sırf bana mail attın diye ablamın öğrencilerinin kağıtlarını tarattım.
Evet.
Matematik
Ablam matematik öğretmeni. Geçen gün ara-sınav yapmış öğrencilerine.
Benden yardım istedi,sınav kağıtlarını birlikte değerlendirelim,bir an önce bitsin diye.
Benden yardım istedi,sınav kağıtlarını birlikte değerlendirelim,bir an önce bitsin diye.
5.10.10
İstanbul'da Alçılı Bir Ayak / Balon
Haftasonu tekerlekli sandalyede olmasına rağmen çılgınlar gibi alışveriş yapan birini gördüyseniz; o benim arkadaşımdı.
^ Bu da Cansu'nun ayağı. Bu alçılı ayak,bu hafta sonu İstanbul'daki neredeyse heryere gitti.
Daha sonra balonumuzu bu kıza bağışladık,balonla Cansu Hanım her mağazaya giremiyormuş,zor oluyormuş diye.
Cansu Karalar 4 gün önce okulda düşmüş ve ayağını kırmış. Doğal olarak hemen ayağını alçıya almışlar.
Ama ayağının alçıda olması,onun haftasonu bizle gelip İstanbul turu yapmasına engel olabilir miydi? Hayır.
Çünkü ZORE benim yanıma,İstanbul'a geldi. Evet,sonunda resmen İstanbul'a geldi.
ZOREL'i 14.09.2010'da yazmıştım, şu İstanbul'a hiç gelmeyen ama hep gelecem diyen arkadaşım.
Hani jakuzide kırmızı ojeli ayaklarının fotoğrafını çektiğim arkadaşım. Evet,o.
^ Bu da Cansu'nun ayağı. Bu alçılı ayak,bu hafta sonu İstanbul'daki neredeyse heryere gitti. İstatiksel olarak söylemek gerekirse,İstanbul'da hafta sonu en çok dolaşan alçılı insan Cansu oldu.
Nereye gidersek gidelim ona tekerlekli sandalye bulduk ve o şekilde onu gezdirdik.
Az kalsın unutuyordum,bir de balon aldım Cansu'ya. Balonu tekerlekli sandalyeye bağladık.
O şekilde Kanyon'dan Beykoz'daki parklara,Sabiha Gökçen Havaalanından Kozyatağına,her yere gittik.
.
Daha sonra balonumuzu bu kıza bağışladık,balonla Cansu Hanım her mağazaya giremiyormuş,zor oluyormuş diye. Kızın adı İrem. Annesi öyle dedi. Bir de İrem'in bileğine bağladı balonu,İrem de hep onla oynadı,çok mutlu oldu.
Sonra da oynarken balonun ipi koptu,balon uçtu. Sonsuzluğa gitti. İrem üzüldü.
Bu kadar.
28.9.10
15.9.10
14.9.10
ZOREL
Size birini anlatacağım. Adı ZOREL . Yukardaki kırmızı ojeli ayak onun ayağı.
Babasının adının ilk üç harfini,annesinin adının son iki harfini almış.
Ya da babasının adının ilk iki harfini,annesinin adının son üç harfini almış,bilmiyorum.
Bildiğim tek şey,onun benim 7 yıldır arkadaşım olduğu.
.
Yıllardan beri o Ankara'da,ben İstanbul'dayım. Her görüşmemizde İstanbul'a çağırırım onu.
'Mutlaka gelecem' felan der. Hiç gelmez. Yine bir sefer çağırdım,ama o sefer farklıydı.
Yılbaşıydı. Hani ben yılbaşı partisi yaptım ya geçen yıl Ayçalarla,o da gelsin istedim.
Aradım ZOREL'i ''yılbaşı partimin süprizi sen ol,atla gel İstanbul'a '' dedim.
'Tamam' dedi bana.Ben de inandım ona. Aradan biraz zaman geçti,beni aradı ve dedi ki;
'Mehmet,sana tamam dediğimde Hasan'dan (eski-sevgilisi) ayrılmıştım,o yüzden tamam dedim;
ama şimdi biz barıştık,yılbaşını onunla geçirecem,yani gelemiyorum' dedi.
Hiçbir şey demedim, çünkü inanmamıştım aslında tamam dediğinde bana. İnanmış gibi yapmıştım.
Aradan biraz daha zaman geçti,biz telefonda konuşurken dedi ki, 'Gelemiyordum ya,geliyorum.'
Sormadım niye fikir değiştirdiğini. O hemen söyledi zaten; 'Hasan'dan ayrıldım,kesin geliyorum.'
Sevindim ben de. Herkese haber verdim. ZOREL de geliyor diye. Parti reklamını onunla yaptım.
Sonra partiye 4 gün kala beni aradı,Hasan'la yine barıştığını ve gelemeyeceğini söyledi.
Ben de bir şey söylemedim. Çünkü söyleyecek çok fazla bir şey yoktu.
'Sevgilin yokken yanında biz vardık,sevgilin varken yanında biz yokuz;
ama yarın sevgilin yanında olmayacak ve biz YİNE senin yanında olacağız.' dedim sadece...
.
Ben ne zaman bir hata yapsam ona karşı,bu yılbaşı olayını hatırlatır üste çıkarım.
Şimdi de bunu hatırlatmamın tam zamanı. Üste çıkmalıyım çünkü.
Yorumlara bakın,belki ZOREL anlatır neler olduğunu... =]
5.9.10
1.9.10
Satın Almasız Çıkış / ATM
Neden alışveriş merkezlerinde/mağazalarda satın almasız çıkış diye ayrı bir bölüm var?Diğer insanlar oradan çıkanlara baksın 'Aaa bak,bunlar hiçbir şey almamışlar' desin diye mi?
Satın almadan çıkan insanların kendilerini suçlu hissetmesini sağlamak için mi?
Ayrıca niye satın almasız çıkışın hemen yanında güvenlik görevlisi nöbette bekler?
Satın almasız çıkıştan geçenler onunla göz göze gelsin,o da şöyle baksın diye mi?
'O kadar alınabilecek şey vardı ve SEN,hiç bir şey almadın! ÇIK! DEFOL!'
ya da neden girişlerde hareket algılayıcı sensörler sayesinde kapılar otomatik açılırken
'satın almasız çıkış'tan çıkarken kapıyı kendimiz açmak zorunda kalırız?!
.
İki kelime; Eşitsizlik. Ayrımcılık.
Dava nasıl açılır öğreneyim,ilk bu konuda dava açacam. İşte buraya yazıyorum.
.
Söylemek istediğim bir şey daha var... Onu da söyleyip kaçacağım.
ATMnin açılımını Automatic Turkish Money zannediyordum. Olmadığını bugün öğrendim.
Kaçtım.
25.8.10
Kelebek
Hep derler ya kelebeklerin ömrü tek günlüktür diye... Ben öyle diyenlere inanırdım.Eskiden.
Artık inanmıyorum. Çünkü evimde resmen 2 günden beri bir kelebekle yaşıyorum.
2 gün önce akşam ben playstation oynarken içeri girdi. Ben de korktum hemen böcek geldi diye.
Sonra kelebek olduğunu anladım. Anlayınca korkum geçmedi; ben onlardan da korkarım çünkü.
Sonra kelebek olduğunu anladım. Anlayınca korkum geçmedi; ben onlardan da korkarım çünkü.
Ama en azından kelebek olduğu için normalde üzerine bardak felan basabilirdim,onu hapsedebilirdim.
Yapmamayı seçtim. Çünkü acıdım ona. Zaten tek günlük ömrü var,onu da benim bardağımda geçirmesin dedim.
Dışarı atmaya çalıştım,geri içeri girdi. Işıkları kapattım,bir çok şey denedim ama gitmedi.
Sürekli benim yanıma geldi. Tek günlük ömrünü benimle geçirmeyi seçti. =]
Ben de yokmuş gibi davranmaya karar verdim,oyunuma devam ettim,sonra uyudum,onu unuttum...
Ben de yokmuş gibi davranmaya karar verdim,oyunuma devam ettim,sonra uyudum,onu unuttum...
.
Ertesi gün oldu ve o hala salondaydı. Benim salonumda. Benden izinsiz.
Ölmemişti. Henüz. Ölmediğine göre acıkmıştır diye düşündüm ve biraz araştırma yaptım.
İnternetten okuduğuma göre kelebekler de tırtıllar gibi yaprak yerlermiş. Ve reçel.
Evet,bir sitede kelebeklerin reçel yediği yazıyordu. Ben de ilk başta inanmadım,inanmak istemedim.
Ama ne olur ne olmaz,aç kalmasın dediğim için bir çay kaşığına vişne reçeli koydum.
Dut ağacı yaprağı buldum ve yanına da plastik su şişesi kapağına biraz su koydum.
Dut ağacı yaprağı buldum ve yanına da plastik su şişesi kapağına biraz su koydum.
Hiçbir şey yemedi. Reçel bile. Oysa ben kelebek olsam kesin vişne reçeli yerdim. Su da içerdim.
Neyse. O hala salonda-lambanın üzerinde- duruyor. Arada bir uçuyor sonra geri konuyor lambanın üzerine...
Bunu paylaşmak istedim sizlerle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





Bugün gördüğüm en kötü şey... bu paralellik.



