29.7.10

Yoğunluk / Doğum Günü

Son 2 haftadır çok yoğundum. Bloguma ne kadar yoğun olduğumu yazacak zaman bulamayacak kadar yoğundum.
Blogumun doğum gününü kutlamayı unutacak kadar yoğundum.
Neden mi? Amerika'da olduğum için tabii ki de! Hiçbirşeyi yetiştiremiyordum..
Ne okula gidebiliyorum,ne yeterince gezebiliyorum,ne yeterince uyuyabiliyorum.
Yine (her zamanki gibi) herşeyi aynı anda yapmaya çalıştığım için hiçbir şeyi yapamıyordum.
Ama bunu seviyorum. Bunu çok seviyorum.
.
Hafta içi hergün saat 9'dan 1'e kadar okulum var. Fakültem yurduma 10 dakika uzaklıkta.
Karşısında Starbucks var ve ev eşyaları satan Mudo gibi güzel bir yer var. =]
İlk hafta 'Contract Law' yani 'Sözleşmeler Hukuku' dersi vardı,ama o dersleri kaçırdım.
Hayır,yanlış okumadınız. Bildiğiniz bir haftadaki tüm dersleri kaçırdım. Hiçbirine gitmedim.
İlk gün gitmiştim ama insanlarla tanışma,fakülteyi gezme vs derken hiçbirşey yapılmadı.
İkinci gün benim doğum günümdü. [12 Temmuz] O nedenle derse gitmedim,parti yaptım.
Ertesi gün ise,13 Temmuz'da,çok yorgun olduğum için okula gidemedim,after-party yaptım.
14'ünde ise okula GİTTİM. Derse katıldım; arada kahve almak için karşıdaki Starbucks'a gittim.
Sonra saate bir baktım ki,arkadaşlarımla sohbete daldığım için dersi kaçırmışım,hay bin kunduz!
Perşembe akşamı odama geldiğimde maillerime bakarken tesadüfen şunu gördüm;
.
Merhaba,
Amerika'da programdan sorumlu Dekan Yardımcısı ve Fakülte Dekanı tarafından bize iletilen duruma göre derslere devam etmediğiniz,ciddiyetsiz hareketlerde bulunduğunuz tespit edilmiştir. Bu sebeple burada yapılan toplantı sonucunda bir daha bu yönde bir devamsızlık veya ciddiyetsizliğin tespiti halinde öncelikle oradaki okulla ilişkiniz kesilecek ve sınırdışı edilmeniz için gerekli girişimlerde bulunulacaktır. Ayrıca okulumuz tarafından hakkınızda disiplin soruşturması başlatılmıştır. Durumun ciddiyeti göz önüne alınarak ailenize gerekli bildirimler yapılmıştır.Netice itibariyle derslere devam etmeniz,gerekli çalışmaları yapmanız ve davranışlarınıza dikkat etmeniz husularını önemle belirtirim.
Res. Asst. , Faculty of Law.
.
Bunu gördüm. Şaşırdım. Altı-üstü ilk haftanın dersleri kaçırmıştım yani.
Sanırsınız ki tüm üniversite benim ilk haftanın derslerini kaçırmamla çalkalanıyor.
Dünyada ilk defa devamsızlık yapan insan ben ve benim arkadaşlarımmış gibi...
Neyse,bunu hallettim. (İstanbulla,Adanayla ve fakülte hocalarımla uzuuun uzuuun konuşmalar sonucu)
Artık derslere düzenli olarak katılıyorum. Hiçbir dersi kaçırmıyorum.
Ders demişken... Ders ve alışverişin birbirine çok benzediğini fark ettim.
Ne kadar çok şey öğrenirsen,aslında hiçbir şey bilmediğini farkedersin ya,aynen öyle;
Çılgınlar gibi alışveriş yapıyorum. Ne görsem alıyorum. Affetmiyorum.
Birşeyler aldıkça,sanki eksiliyorum. Satın aldıkça,daha da fazla almak istiyorum.
Gidişatım hiç iyi değil,biliyorum. Ama bunu seviyorum. Bunu çok seviyorum.
.
Çok sevdiğim bir şey daha var, o da doğum günleri.Eskiden sevmezdim ben doğum günlerini.
Artık seviyorum! Çünkü herhalde hayatımın en iyi doğum günüydü bu yılki.
Tüm gün sevdiğim arkadaşlarımla Washington DC sokaklarında dolaştık.
Öğle yemeği yemek için,milli sanat bahçesinin içindeki La Pavilion Cafe'ye gidelim dedik.
Washington Monument,yani Washington Anıtı'nın oralarda olduğunu biliyorduk.
Orayı bulabilmek için,bizim deyişimizle 'dikilitaş' ın etrafında yaklaşık 5 saat yürüdük.
Milyon kişiye yer sorduk,herkes dikişitaşın öbür tarafında olduğunu söylüyordu bize.
2 kez dikilitaşın etrafında döndük ve şans eseri (!) aradığımız yeri bulduk.
Ve o anda şok olduk,saat 18.10'du ve saat 18.00 de orası kapanıyormuş!
Açlıktan ve yorgunluktan ölmek üzereydik (öğle yemeği için gidecektik oraya güya)
Sonra hemen düşündük ne yapabiliriz diye ve Hard Rock cafe'ye gitmeye karar verdik.
Hard Rock'a yaklaşık yarım saat boyunca yürüdük ve içeri girdik. Tıklım tıklımdı.
Hemen yanımıza bir kadın geldi,kaç kişi olduğumuzu sordu ve bize bir cihaz verdi.
'Bu cihaz yandığı zaman yeriniz hazır olacak,tahmini bekleme süreniz 45 dakika' dedi.
Bizi kandırdı. Tam 1,5 saat ayakta,aç/susuz Hard Rock cafe'de sıra bekledik.
Ama sonra en iyi masaya oturduk. Yediğim en iyi hamburgeri [-glamburger-] yedim.
Çok iyi vakit geçirdik ve sonra McDonald's a gidip dondurma yedik,sabaha doğru da geri geldik.
Geçirdiğim en iyi günlerden biriydi 12 Temmuz 2010.
^ Hard Rock cafe'de elimizdeki cihaza sıra bize artık gelsin diye sinyal verirken

Doğum günü diyordum... Yeniden diyeyim. Tam 1 yıl + 15 gün önce bu blogu yazmaya başladım.
O zamanlar 20'lik dişimi çektirmiştim,konuşamıyordum. Konuşamadığım için bu blogu açmıştım.
Yan taraftaki 'Eski Yazılarım' başlığından dan ilk günkü yazılarıma bakabilir ve gülebilirsiniz.
Belli olmaz,bakabilir ve gülmeyedebilirsiniz. Ben gülüyorum ama.
Artık eskisi kadar yoğun olmadığımdan ,daha sık yazacağım. Siz sürekli bakın buraya.
'Sık Kullanılanlar' klasörünüze ekleyin burayı,eğer hala eklemediyseniz. Sık kullanın.
uhmm bu yazıyı nasıl bağlayacağımı bilemiyorum ve pat diye kesmek en iyisi diye düşünüyorum.
PAT!

5.7.10

Viik Viik

Dedem çiftliğin bahçesinde yürürken önüne aniden bi'şey düşmüş.
Ne olduğunu ilk bakışta o da anlayamamış. Kara-kuru bir şeymiş.
Sonradan cılız bir sesle viiik viiik diye bağırdığını duyunca anlamış.
Yavru bir kuş. Bir bülbül. Yumurtadan daha yeni çıkmış,tüyleri bile yok.
Hemen alıp onu ağaçtaki bülbül yuvasına geri koymuş,ama hayır;
Annesi kabul etmemiş,yabancı birinin eli değdiği için yuvadan atmış.
Dedem de onu orada bırakmak istememiş,köpekler var,kediler var,yerler diye.
Alıp anneme getirmiş,annem kuşları çok sever,o bakar diye.
Ben de bir haftadan beri Adana'da olduğumdan onun yanındaydım.
İlk 2 gün biraz korkunçtu. Bir deri yığını gibi bir şey. Tüyleri yoktu.
3-4 gün sonra siyah siyah çıkmaya başladı tüyleri,kanadı belli oldu...
2 saatte bir yemek istiyor,viiiik viiiik diye bağırıyor.
Biz de birşeyler yiyoruz,çiğniyoruz,geri çıkartıyoruz ve elimizle onun ağzına veriyoruz.
Ancak o şekilde yiyebiliyor. Daha bilmiyor ne yenir,nasıl yenir...
Yemeğini yedikten sonra da hemen uyuyor. Tekrardan acıkıncaya kadar.
.

.
Evde tamamen serbest dolaşıyor. Zaten uçmayı da bilmiyor. Bir yere de gidemez.
Benim omzumda,ya da annemin saçında (orayı yuva sanıyor) biz nereye gidersek geliyor.
Bizim üzerimizde değilken de ya avizenin üzerinde,ya da saksıda amaçsızda duruyor.
Dedem artık biraz büyüdüğü için onu yüksek bir mesafeden aşağı bıraktı.
Uçmayı - kanatlarını kullanmayı - öğrensin diye. Ama çok başarılı olamadı.
En fazla benim bir omzumdan öbür omzuma kadar uçabiliyor.
Sonra da çok yorulduğu için hemen yemek istiyor ve uyuyor...
Çok güzel bir şey. Çok tatlı bir şey. Çok çirkin bir şey.

19.6.10

İşletme

Bu devirde işletme okuyanlar iş bulamıyor ama olmadı mı biz de işletme okuruz.
Bir ofis açarız. İş bulamazsak da ofisten telefonla herkesi ararız,işletiriz.

- Ata Eti , 18 Haziran 2010 , Bebek/Gloria Jeans , saat 22.10

14.6.10

Küpe


Bu küpeyi tesadüfen dün arabada yerde buldum.
Sahibi her kimse,benim arabama bindiğine göre, bana yakın biridir diye düşündüm.
Bana yakın biri olduğuna göre de blogumu düzenli olarak takip ediyordur dedim.
Uhmm,yani umarım ediyordur. Etse iyi olur (onun adına)
O yüzden buraya yazmak istedim.
Sahibi her kimse bana ulaşsın.Yoksa gider bozdururum.
Gerçekten.

B Planı


Romantik komedileri ben pek sevmem.
Benim sevdiğim oyuncular varsa,ancak o zaman izlerim;onun dışında asla izlemem. İzleyenleri de sevmem.
Ama yaklaşık 2 yıldan beri şu filmin vizyona girmesini bekliyorum;
The Back-Up Plan (Türkçe adıyla 'B Planı')
Türkiye için planlanan vizyon tarihi 18 Haziran'dı (yani bu Cuma) ama şu anda öğrendim ki filmin gösterimi 16 Temmuz'a ertelenmiş =/
'Eee,2 yıl beklemişsin,1 ay daha bekleyebilirsin.' diyorsanız,demeyin.
Çünkü ben ay sonunda Amerika'ya gidiyorum. Amerika'da da geçen hafta vizyondan kalktı bu film. Orda beyazperdede izleme imkanım yok anlayacağınız. Benim Türkiye'ye dönüş tarihim ise Ağustos ortası; yani ben gelene kadar burada da vizyondan kalkacak... Burada da izleme imkanım olmayacak. Acil bir B planı yapmam lazım.

13.6.10

Sinsi

40 x 50 tuval üzerine akrilik boya ile;
Sinsi.

3.6.10

Çılgın Çiçek

Mükemmel bir şey! Bahçem olsaydı,ilk bunu alırdım.

Evet.

Böcek


Şu anda kendi evimin salonunda mahsur kalmış bulunuyorum.
Susuzluktan ölmek üzereyim ama mutfağa geçemiyorum.
Odamda telefonum çalıyor; ama odama gidemiyorum.
Gerçekten çok acınacak bir haldeyim. Açım,açıktayım.
Bunun nedeni ise yan odada duran ve beni tehdit eden bir böcek.
Evet,bir böcek.
[Neyseki fotoğraf makinem yanımda ve 8x zoom özelliği var.]

24.5.10

Şans

Google'daki 'kendimi şanslı hissediyorum' düğmesine 4 kez tıkladım.
Akşamki sınavımda bana şans getirmesi için... =/

22.5.10

Almanca Hikayesi

Tudor's dizisinin ilk sezonunda her bölüm şöyle başlardı;
Bir hikayeyi bildiğinizi sanırsınız; ama aslında sadece sonunu bilirsiniz.
Hikayenin özüne inmek için en başa dönmeniz gerekir.
İşte bu yüzden ben de başa dönüyorum. Çok fazla değil,vizeye dönüyorum.
.
Almanca vizesine hiç hazırlanmamıştım. Çok fazla konu vardı,çok az vakit vardı.
Ben de dedim ki '' Taner'i yanıma alırsam ondan bakarım,bir şekilde yaparım.''
Hiç bilmiyor değildim; sadece bildiklerimi aktarmada biraz problemim vardı. (!)
Neyse,sınava yaklaşık 1 saat varken sınıfa gidip arkalardan yer tutmuştum.
Sıranın başında Cansu,ortada Taner,diğer başında da ben oturuyordum.
Sınavın başlamasını bekliyorduk ki aniden Ayşe Hoca'yı gördük.
Ve Ayşe Hoca'nın yanındaki 5 tane gözetmeni...
.
O andan sonrası tam bir felaketti. Çünkü resmen sınıfta sıkıyönetim ilan edilmişti.
Bir yandan gözetmenler sıraları kontrol edip; buldukları kopyaları sildiyorlardı.
Diğer yandan Ayşe Hoca kimliklere teker teker bakıp,bir çok kişinin yerini değiştiyordu.
'Sen,bir arkaya geç'/'Sen,bak önde yer var, geç' diyerek tüm sınıfın dengesini bozuyordu.
Sonra aniden bizim sırayı göstererek 'ortada oturanlar,kalkın,evet siz, öne gelin' dedi.
ve Taner gitti.
Benim Almanca'dan iyi bir not alma hayallerim de...
.
Bugün ise Almanca finalim vardı. Ama bu sefer herşey çok farklıydı.
Bu sefer tüm olasılıkları düşünmüştüm. En ince detaya kadar herşeyi planlamıştım.
Sınav 10'da iken ben 7.40'da fakülteye gittim. Sınıfın kapısını güvenliğe ben açtırdım.
Hemen önlerden Almancacılara ve benim gibi Almancazedelere yer tuttum.
(Almancazedeler = Vizesi 50 nin altında olanlar/Almancacılar = vizesi 50 üzeri olanlar)
Onun dışında şu anda buraya yazamayacağım bazı hazırlıkları yaptım.
Hangi hoca gelecek diye meraklanırken,en sevdiğimiz [tek sevdiğimiz] hoca; Deniz Hoca geldi!
Yanında ise sadece 4 tane sınav gözetmeni vardı. Onlar da hep arka ile ilgilendi.
Sınav 1 saatte yapıldı,herşey planladığım gibi gitti.
Bir Almanca dönemi daha bitti...
^ Almanca oturma planı , yer Z02, saat 10, hukuk fakültesi.

7.5.10

Bir Gemi II

9 Eylül 2009'da 'Bir Gemi' diye bir yazı yazmıştım.
Şimdi de o geminin resmini çizdim.
(samankağıt üzerine karakalem)

28.4.10

İstanbul'dan bir kare

Ben; 'aaa uhmm,amca,bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?!
Fesli-sakallı amca; 'çek,yieeenim çeeeek!'

25.4.10

Aloooha öldü =/

Söylecek çok bir şeyim yok... Aloooha öldü.
Onu sitenin bahçesindeki ağacın altına gömdüm. =/

24.4.10

Şıpsevdi

Şimdiki halimin aksine,ben küçükken gerçekten sorunsuz bir çocuktum.
Tamam,itiraf ediyorum,çok da sorunsuz değildim; biraz aksi,biraz da huysuzdum.
Hatta biraz değil,bayaa aksi ve huysuzdum. [hala da öyle olduğum söyleniyor!]
Neyse,demeye çalıştığım şey şu,ben küçükken,şimdiki gibi herşeyi kafama takmazdım.
O zamanlar bazı insanlar 'varlık ve zaman arasında nasıl bir bağ vardır?'
'bilgi mümkün müdür?' gibi felsefi soruların yanıtını ararken,benim aklımdaki tek sorun şuydu;
'akşam eve giderken serviste hangi sakızı çiğneyeyim? Sulugöz mü,Şıpsevdi mi???'
Çünkü Sulugöz'ün de,Şıpsevdi'nin de yeri benim için ayrıydı.
Bir yanda Sulugöz'ün o yeşil ambalajı,tozlu gibi olan beyaz yuvarlak sakızı,o kendine has ekşiliği;
Diğer yanda da Şıpsevdi'nin genç aşıkları,sakızdan çıkan özlü sözleri ve muzlu tadı...
Hangisini çiğnersem çiğneyeyim,yaklaşık 2-3 dakika sonra yutardım; ama yutmak istemezdim!
Sakız olamayacak kadar güzeldi tadları...Asla bir tane yeterli değildi,en az 2 tane gerekliydi.
.
Merak ediyorsunuzdur, neden bu çocuk durduk yere böyle bir şey yazıyor bloguna diye.
Etmiyorsanız da sorun değil,ben nasıl olsa bu yazıyı neden yazdığımı açıklayacağım.
Bugün Şıpsevdi çiğnedim;içinden çıkan kağıdı çok beğendim ve bloguma koymalıyım dedim.
^ bu resmi buraya koyabilmek için yıllardır kullanmadığım tarayıcıyı aradım.
Uzun arayışlar sonucu buldum. Laptoma taktım ama sistemim onu algılamadı.
Kurulum CDsini aradım,bulamadım. İnternetten indirdim,CD'ye yazdım dosyaları,zorla kurdum.
Vista'ya uyumlu değilmiş tarayıcı (taaaa Windows 95 dönemlerinden kalmaymış!)
Ama yenilgiyi kabul etmedim,uğraştım ve başardım!

22.4.10

Bukadaryakınbirmesafe

Bana bukadaryakınmesafede bir yere yeni bir alışveriş merkezi açıldı.
7 salonlu sinema,2M'li migros,D&R,Teknosa,Mudo,Koton,Toyzshop,Komşufırın...
Sinema,tiyatro,alış-veriş,eğlence,yiyecek/içecek herşey var;
artık orada,ben de olacağım.

15.4.10

İroni

Yalnız olduğu anlaşılmasın diye bazı insanlar hep çoğul konuşurLAR!

11.4.10

Çukur

30 x 40'lık tuval üzerine yağlı boya.

bu gece içim biraz karanlık / bu gece ben ve yalnızlık
belki belki bir anlık / kimse yok mu sesimi duyan?

6.4.10

Şişli - Otopark - Lays - Adliye

Her şey dün duyduğum bir melodi ile başladı.
'Hello Moto' dumm dumm dummm
İlk başta anlamadım onun benim telefonumdan geldiğini.
Sonra hatırladım,benim şu an kullandığım geçici telefonun melodisi o.
Neyse,önemli olan şu; beni AJANSIMDAN ARADILAR!
Lays cipsinin yeni reklam filmi için benimle tanışmak istiyorlarmış.
Şişli'de bir başka casting ajansında saat 11'e randevu verdiler.
O kadar heyecanlandım ki;öldüm sandım.
Gece hep onu düşündüm,geleceğimi düşündüm.
'Yarın'ı (yani bugünü) düşündüm.
Kariyerimin ilk gününü olabilecek günü düşündüm.
ve uyudum.
.
Sabah 7 gibi uyandım,kahvaltı yaptım ve hazırlanmaya başladım.
En iyi kıyafetlerimi giydim,en iyi parfümümü sıktım;
Bana şans getiren kolyemi taktım.
Saat 10'a doğru yola çıktım.Trafik vardı.
Yolda Darren Hayes'in Spin albümünü dinledim, karpuzlu sakız çiğnedim.
Elimde haritamla zar zor Şişli'yi buldum.
İnternetten benim gideceğim casting ajansının yerine bakmıştım.
Şişli Adliyesinin yakınında,Şişli Camii'nin arkasında bir yer...
Taksicilere sordum,minibüsçülere sordum.
Sonunda buldum adliyeyi,ve camiyi; ama park yeri bulamadım.
Etrafta hiç park yeri yoktu. Trafiğin akışı ile birlikte biraz daha ilerledim
Bir tabelada 'katlı otopark' yazısını gördüm,hemen park ettim.
Arabanın anahtarını istediler; vermek istemedim.
Ama başka şansım yoktu,mecburen verdim anahtarları,ve onlarda bana fiş verdi.
Otoparktan ayrıldıktan sonra 10-15 dakika boyunca -hayalller kurarak- yürüdüm.
Ajansı aradım. Ajansı sordum.Ajansı buldum.
Asansörde kendime son rötuşlarımı yaptım ve kapıyı çaldım...
-
'Kaydınızı burdan ben yapacam,bu tarafa' dedi bir ses.
Ve onu gördüm. Kırmızı gözlükleri olan bir sekreterimsi.
Sekreter değil,ama ne olduğu da belli değil...Neyse.
Adımı soyadımı sordu. Söyledim. Soyadımı anlamadı. Bi daha söyledim.
Yaşımı sordu,19 dedim.Boyumu sordu,1.83 dedim.
Hangi ajanstan geldiğimi sordu, Erberk ajans dedim.
ve can alıcı soruyu sordu;
'Daha önce bir reklam filminde oynadın mı?'
Hemen cevap vermedim,bir an tereddüt ettim.
Ama dürüstçe yanıt verdim , 'Hayır'
'Sizi 23.sıraya yazıyorum Mehmet Bey' dedi
ve ben o an arkadamda en az 20 kişinin beni izlediğini fark ettim.
Sadece benim çağırılmayacağımı biliyordum.
Ama bu kadar da kalabalık olacağını düşünmemiştim...
Arka taraflarda kendime bir yer buldum
'Cool çocuk' imajımı yitirmeden oturdum ve beklemeye başladım.
Saat 11.15 gibiydi ben kaydımı yaptırdığımda.
12.15 oldu,bekliyordum.
13.15 oldu,hala bekliyordum.
Bu arada yeni gelenler de oldu. Onları süzdüm.
Kimseyle arkadaşlık kurmadım,kimseyle konuşmadım.
Karnım acıkmaya başlamıştı ve o kadar sıkılmıştım ki
Dayanamayacaktım,ama hayallerim gitmemi engelledi.
Saat 2'ye doğru beni çağırdılar. Odaya girdim.
Odada iki kişi vardı,biri kamera ile ilgileniyordu
Diğeri de ışıklarla ilgileniyordu.
Benden kendimi anlatmamı istediler.
Hazırlıklıydım buna zaten. Kameraya profesyonelce kendimi anlattım.
Sonra fotoğraf çekimi yapılacağı söylendi.
Ona da hazırlıklıydım. İyi fotoğraflar çektirdim.
O kısma kadar her şey iyiydi.
Sonra kamera ile ilgilenen adam bana bakarak dedi ki
-
'köydeki yağız delikanlısın,yanında kız arkadaşın var,
telefonuna diğer sevgilinden mesaj geliyor,gülüyorsun
sonra yanındaki sana neye güldüğünü sorunca,ona çaktırmıyorsun.
Bunu doğaçlama olarak oyna!'
-
10 dakika boyunca deneme çekimi yaptık. Fena değildi.
Ama iyi de değildi. Çok heyecanlandım.
Heyacanımı da gizleyemedim...
Beni seçmeyecekler...
Benden yağız köy delikanlısı olmaz.Bunu biliyorum.
Stüdyodan çıktım, sıralarının gelmesini bekleyen rakiplerime baktım.
En yapay sesimle 'iyi şanslar arkadaşlar!' dedim
ve kapıyı arkamdan kapattım.
.
Apartmandan çıktım ve ilerlemeye başladım.
O zaman fark ettim.
NEREYE PARK ETTİĞİMİ UNUTMUŞTUM!
Bir telaş içinde tüm sokaklara baktım.
Hiçbiri bana bir şey çağrıştırmadı.
Hayatımda hiç Şişli'ye gitmedim bugüne kadar.
Orada tek bildiğim yer,Cevahir AVM! (!)
Sokaktakilere sorarak adliyeyi buldum ve otoparkı hatırlamaya çalıştım.
'Şişli İş Merkezi Katlı Otopark' diye biri bana kendi otoparkını tarif etti
Oraya gittim. 20 dakika yürüdüm. Geri döndüm.
Adliyenin önündeki her yola saptım,her yöne gittim.
Yaklaşık 1 saat boyunca katlı otoparkı aradım.
2 kez otopark fişinden görevlileri aradım,adres sordum.
Hiçbirinde bulamadım.
'beni adliyenin önünden alır mısınız' dedim ve kendimi aldırdım.
Şişli'den hemen uzaklaştım...
.
Aslında daha çok şey yaşadım bugün,ama hepsini yazmayacağım.
Sorarsanız anlatırım sonra...
Her yazının bir ana fikri vardır derler.
Bu yazının ana fikri de şu.
LAYS YEMEYİN.
çünkü beni büyük ihtimalle seçmeyecekler.
Doritos yiyin.

29.3.10

Elektronik Eşya Sıkıntısı

EES yaşıyorum; yani 'Elektronik Eşya Sıkıntısı'
Bilgisayarımın ciddi bir şarj sorunu var.
Tam o kablonun ucundaki bağlantı yerini hareket ettiriyorum.
İttiriyorum;çekiyorum.
Bazen doğru açıyı buluyorum.Bazen bulamıyorum.
Canı istediğinde şarj oluyor,canı istemediğinde olmuyor.
Bilemiyorum.
Sadece o da değil.
Bugün telefonumu düşürdüm.Paramparça oldu.
Garantisi de doldu.
Yeni telefon mu alsam, onu yaptırsam mı
Ya da artık hiç telefon kullanmasam mı?
Bilemiyorum.
Çok kararsızım.
Elektronik Eşya Sıkıntısı çok kötü bir şey.
Eşya demişken...
bugün Eşya Hukuku II sınavı oldum.
Bir darbe de ondan aldım..
^ telefonumun son hali

Yeni bir keşif

Yeni bir sanatçı keşfettim.
Daha doğrusu bir 'sanatçı adayı'
Çünkü henüz ünlü olmadı...
Adı Simon Curtis
Kendine bir websitesi açtmış ve oradan keşfedilmeyi bekliyor.
Ona bir şans verdim ve buraya tıklayarak albümünü indirdim.
Dinledim ve beğendim.
Blogumda paylaşmalıyım dedim
Çünkü yaptığı şeye saygı duyuyorum.
Bir gün benden de böyle bir atraksiyon görürseniz,şaşırmayın.
Zaten şaşırmazsınız,o ayrı.