17.2.10

Geçmişten bir e-posta...

Az önce kendime bir e-mail attım.
Tam 4 yıl sonra bugün,yani 17 Şubat'ta, 2014'de bana gelecek!
Hepimiz merak etmez miyiz,bundan bir yıl önce bugün ne yaptığımızı?
İşte o merakımı gidermek için yaptım bunu...
Kullandığım parfümü,giydiğim kıyafeti
aklımı meşgul eden derin düşünceleri
okuldaki derslerimi,akşam dışarı çıkacağım arkadaşlarımı
sorumluklarımı,istediklerimi,istemediklerimi,planlarımı...
herşeyimi anlattım.
Bundan 4 yıl sonra nerede olurum,ne yapıyor olurum hatta
olur muyum,olmaz mıyım bilmiyorum
ama bildiğim tek bir şey (hiç bir şey bilmediğimdir:)
4 yıl sonra kendime yazdığım bu maili okuduğumda yüzümde bir gülümse olacak...
Umarım!
Siz de kendinize mail atmak istiyorsanız,buraya tıklayabilirsiniz.

13.2.10

Avukat

'Avukat' kelimesinin içinde 'tavuk' sözcüğü gizliymiş!

HT3BMB3HH3V7

8.2.10

Keşif

Kendimle ilgili bi' şey daha keşfettim.
Sıkıldığım zaman garip garip şeyler yazıyorum/çiziyorum.
Eskiden de sürekli adımı yazardım,çizim yapardım
ama herhalde artık farklı bir boyuta taşıdım bunu.
.

7.2.10

HT3BMB3HH3V7

HT3BMB3HH3V7

Ben de insanım...


benim de canım var; ben de insanım
benim de kalbim var; ben de insanım

1.2.10

Saldırı!

'Ev' yaşayan bir varlıktır.Canlı bir organizmadır.
Kendine has bir yapısı ve işleyişi vardır.
Bunun en önemi kanıtı, verdiği tepkilerdir...
.
Geçenlerde banyodayken,aniden bir ses duydum.
Gümmmm gümmmm!
Her şey o kadar hızlı oldu ki,ne olduğunu anlayamadım.
Yere baktım; cam kırıkları vardı.
Sonra tekrardan o sesi duydum; ama bu sefer daha şiddetliydi.
Hani korku filmlerinde aniden kuvvetli bir ses efekti gelir ya,aynen öyle.
Gümmm gümmmm!
O anda anladım.
Çamaşır makinesi bana saldırmıştı.
Üzerime yürüyordu.
Ve kendi üzerindeki eşyaları fırlatıyordu.
.
O telaşla hemen içeri kaçtım,arkamdan kapıyı kapattım.
Herhalde bu onu daha da sinirlendirdi.
Çünkü sadece yürüyüp,zıplamıyor;artık aynı zamanda konuşuyordu.
Benim asla anlayamayacağım bir dilde garip garip sesler çıkartıyordu.
Tek çarem vardı...
Sigortayı kapatmak!
Hiç tereddüt etmeden gittim ve sigortayı kapattım.
Onu yendim.

24.1.10

Pembe Giyinmiş Yalanlar

Kimse kimseyi kandırmasın.
Kimse kendini kandırmasın.
Herkes yalan söyler... İstisnasız herkes.
'Yalan söylemiyorum.' diyen bunu derken bile yalan söyler.
.
Evet,biliyorum her beyazın içinde birazcık siyahın olduğunu;
Ben de farkındayım karın bile bazı yerlerinin çamur olduğunun;
Vanilyalı dondurmanın içinde bile çikolata parçalarının olduğunun...
Hepsinin farkındayım,hepsini biliyorum.
Hatta bunun gösterimi de biliyorum,bir çember,içinde 'S' harfi
'S'nin bir kısmı beyaz,diğer kısmı siyah.
Beyazla boyalı kısımda siyah bir leke var.
Siyahla boyalı kısımda ise yalnızlık çeken beyaz bir nokta...
(Ne demeye çalıştığımı anladınız siz)
Bunun yorumu da şu şekilde;
'Her iyiliğin içinde kötülük,her kötüğün içinde iyilik vardır.'
Yoktur bence.
Bunu bu yüzden yazıyorum işte.
.
Kötülüklerin başında 'yalan' geliyor.
Tümünün kaynağı o.
Tıpkı bir arı kovanındaki kraliçe arı gibi;
Diğer tüm işçi arıları o doğuruyor...
Ve içinde iyilik yok.
Bozuk bir yemeği çok şık bir tabağa koysanız,süsleseniz;
Bozuk olduğu gerçeğini değiştirebilir misiniz?
Hayır.
Demek istediğim,yalanlarda iyilik olamaz.
İyi niyetle söylenmiş olsalar bile.
Pembe kıyafetlerle süslenmiş olsalar bile.
.
Çünkü yalanlar,o pembe kıyafetlerini mutlaka kirletecektir.
Kirlenince de,artık görünen renk 'pembe' olmayacaktır.
'Her kötülüğün içinde iyilik vardır' saçmalığına inanmayın yani.
Özellikle de bunu okuduktan sonra!
(12.02.2005 tarihinde yazdığım yazı bu.
Çekmecemi karıştırırken buldum :)

23.1.10

Sipariş Vermişler (!)

Ozan'la -yakın bir arkadaşımla- bugün Gazipaşa'da buluştum.
Adanalılar bilirler,orda eskiden D&R vardı,şimdi Müzik/Kitap oldu.
Benim çocukluğumun %30'ı orada, %30'u okulda,geriye kalan %40'ı da evde geçmiştir.
Neyse,asıl anlatmak istediğim şeyden uzaklaşmayayım.
Kendi halimizde dergilere,albümlere felan bakıyorduk.
Ozan aniden, en ciddi sesiyle, görevli kadına seslendi;
'Yeni çıkanlarda göremedim,Mehmet Emin'in yeni albümü gelmedi mi?'
Kadın hızlıca yeni çıkan CDlere baktı, sonra bizim yanımıza geldi;
'Yeni albümler için siparişler verildi,haftaya Pazartesi elimizde olur.' dedi.

HAHA!

22.1.10

Başlıksız

O kadar mutluyum ki; ölebilirim.

19.1.10

Kar

3 aşamalı bir süreçtir;
.
-Giriş ; En güzel kısımdır. İstanbul üşümüştür ve üzerine örtü istemiştir.
Beyaz örtüyü üzerine örterken herkes çocuk olur ve gökten yağan oyuncaklarla oynamak ister.
Fotoğraflar çekilir,sıcak çikolatalar içilir,yürüyüşler yapılır ve 'İnşallah tutar' denir.Bu süreç mutluluktur; huzurdur.
.
- Gelişme;Örtü İstanbul'un üzerindedir;artık İstanbul istese de üzerinden atamaz. Her yer donmuştur.İnsanlar bir yerlerde mahsur kalmıştır. Yollar kapanmıştır. Ev keyfi;ev hapsine dönmüştür ve bu süreçte yaşanan en yoğun duygu 'yalnızlık'tır.
.
- Sonuç; Havaların ısınmasıyla İstanbul örtüyü üzerinden atmaya çalışır.İşler artık tatsızlaşmaya başlar. Beyaz yerini kahverengiye bırakır;her yer çamur olur... Bu süreç hiç sevilmez.
^ Aşama 1 de,kendi çektiğim bir fotoğraf =)

14.1.10

Bunu beğendim.

13.1.10

Kaktüs

Kendini sevdirtmiyor.
Diğer bitkiler gibi (!) kendini koklattırmıyor.
En kötü ortamda bile yaşayabiliyor;
Depoladıklarıyla kendi ihtiyacını karşılıyabiliyor;
Yeri geldiğinde iğneliyor.
Farklı bir tarzı var. Bir duruşu var.
Ona çok dokunmamak,ona çok yaklaşmamak lazım.
Onu kendi halinde bırakmak lazım.
Zıtlıkların uyumunu simgeliyor o.
..
.
O, benim kaktüsüm;
tam 8 aydan beri benimle.
Onunla o kadar benziyoruz ki;
O, BENim.

8.1.10

Banksy

Bence son zamanların en orjinal sanatçısı, 'Banksy'
O kim diye sorarsanız,size bir şey söylemem.
Çünkü kim olduğu kimse bilmiyor.
Hakkında bilinen tek şey,İngiltere'de 9 yıldan beri sanatını icra ettiği...
Herhangi bir duvara ya da yolun üzerine 'parmak izi'ni bırakıyor.
Dünyanın en iyi graffitisini yapıyor.
Onun yaptığı graffiti,diğerlerine hiç benzemiyor;
Çünkü o,kara mizah kullanıyor.
Yaptığı her çalışmanın altında bir fikir var; bir protesto var.
Graffitiyi görüntü kirliliği olmaktan kurtarıp,'sanat eseri' haline getiren kişi o.
Basın görür,fotoğrafları çekilir,ünlü olur diye kendi sergisine bile gitmeyen kişi o.
(kendi sergisine gitmemek fikrini bir kenara not almalıyım:)
Yani özetle,Banksy sokakların efsanesi/sokakların sesi.
sadece Londra'da değil,dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir duvarda onun eserlerini görmek mümkün.
Umarım bir sabah uyandığımızda İstanbul'da da bir çalışmasını görürüz.

6.1.10

3

3 renk kullandım.
3 günde tamamladım.
3 kişiyi anlattım.

3.1.10

Ruh Halim

ekmek bulamazlarsa,pasta yesinler.

30.12.09

Yılın Son Yazısı / Hoşgeldin 2010

Biri Adana'dan,biri Bursa'dan ve diğeri de İstanbul'dan.
Bu yıl sadece 3 tane milli piyongo bileti aldım.
Artık bana çıkmak zorunda...
O kadar istiyorum ki büyük ikramiyeyi;
Anlatılmaz bir duygu bu.
Anlatılsa bile,ben beceremem.
En çok ben istiyorum;
En çok ben hakediyorum.
Sadece 1 biletime çıksın istemiyorum;
Aldığım 3 biletin 3üne de çıksın istiyorum.
Hem de en büyük ikramiyelerin çıkmasını istiyorum.
Gerçekten...
Çok istiyorum.
Herşeyi düşündüm;
Herşeyi planladım.
Çok istiyorum demiş miydim?
...
.
Bu arada,şu anda okuduğunuz yazı,yılın son yazısı.
Hatta büyük ikramiye bana çıkarsa,blogumun son yazısı olacak.
Alan adı satın alır,web sitesi açarım öyle bir durumda.
'Açarım' derken kastettiğim; asistanımın açması.
(İnternet işlerimle uğraşan asistanıma söyleceğim cümleye bakar o iş)
Eğer yılbaşından sonra blogumda yeni bir şeyler göremiyorsanız
bana telefonla ve benzeri şeylerle ulaşamıyorsanız; anlayın ki bana piyango çıkmıştır.

21.12.09

Sarı Balonla Uçan Mavi Horoz

Sabaha doğru (saat 3 gibi) rüyamda
'sarı balonla uçan mavi horoz' gördüm.
Üşenmedim, 'sabaha hatırlarım nasıl olsa' demedim.
(Çünkü biliyorum,asla hatırlanmaz onlar)
hemen uyandım ve resmini çizdim.

19.12.09

Hediye

Hediye vermeyi seven bir insanımdır.
Ama hediye vermekten daha çok sevdiğim bir şey varsa;
o da hediye almaktır.
Bana bugüne kadar gelen en iyi hediyelerden birini paylaşıyorum;

Selin (nam-ı diğer Marta) yaptı bana bu atkıyı.
Griyi kullanmış,çünkü biliyor benim en sevdiğim rengin gri olduğunu.
Ve 'ME' harflerini -yani adımın baş harflerini - eklemiş.
Bir an önce soğuk kış günleri başlasa da atkımı taksam
ve herkes atkımı görse istiyorum.
...
..
.
Siz de bana yaptığınız/aldığınız hediyenin blogumda olmasını istiyorsanız
yapmanız gereken şey çok basit...
Biliyorsunuz ne olduğunu.
Haha.

Kırık Kalpler Durağı

D&R'da film bölümde bir arkadaşımla dolaşıyordum.
'Bak,sen şunu izledin mi?' ve 'aaa,bu film çok iyiydi!' diye konuşurken
arkalardan tanıdık bir ses duydum.
Candan Erçetin'in sesi değil mi bu?' diye sordum
ve şarkıyı dinlemeye başladım.
Hiç tanıdık gelmedi...
O saniye yanımdan geçen kızın elinde gördüm CDyi.
Resmen Candan Erçetin yeni bir albüm yapmış!
Şaşırdım.
Hemen ben de bir tane aldım.
Çünkü bazı sanatçılar vardır; yeni şarkılarını duymamış olsan da,albümlerini alabilirsin.
Güvenirsin onlara; onlar ne yapsa,iyi yaparlar.
Benim için Candan Erçetin öyle bir sanatçı işte.
Mutlaka dinlemeniz gereken şarkılar şunlar;
Kırık Kalpler Durağında - Albüme adını veren şarkı ve açılış şarkısı. Mükemmel bir şarkı.
Git - Bence albümün en iyi şarkısı,benim de yeni favorim.
'Git,iş işten gitmeden git;çok geç olmadan vakit'
Türkü - Ömer Hayyam/Neyzen Tevfik sözleri yazmış ve besteyi Candan yapmış. Ortaya bu sanat eseri çıkmış.
Bahar - 'Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum? Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar? Bunun seninle ne ilgisi var?'
Ninni - 'Uyusunda büyüsün,ninni' nin sözlerine eklemeler yapılmış hali. Bir hikaye anlatılıyor ve can alıcı bir mesaj veriliyor Türkiye'ye... Anlayabilene.
.
Büyük ihtimalle uzun zamandan beri albüm satın almadınız
ve iyi bir albüm dinlemek istiyorsunuz..
benim size önerim Candan Erçetin'in yeni albümünü almanız.

15.12.09

Göz / Dudak / Kulak

'İnsan sadece dudaktan ibaret' demiştim.
Vazgeçtim o fikirden.Artık 'göz,kulak ve dudak' diyorum.