Blog yazanlar arasında bir şey varmış; 'mim'leme yapmak. Bir anlamda link-değişimiymiş bu.
Biri bir konu seçiyormuş,öbür bloglara bildiriyormuş onların bloglarının adreslerini vererek.
Sonra da mimlenen kişi,ona mim kimden geldiyse onu bildirerek yanıt veriyormuş.
İlk başta anlamadım ben bu sistemi,biraz araştırıp 2-3 kez okuduktan sonra herhalde anladım :D
Başka Birinin Sorunu beni mimledi. İyi ki de mimlemiş,bir şey daha öğrendim bu sayede.
Mimlendiğim konu ise şu; Söyleyemediklerini Söyle. Söylüyorum ben de.
10 değişik kişiye söylemek isteyip de söyleyemediğim 10 şey,işte;
.
> F, dün benim bilgisayarımdan maillerine bakmışsın ve hesabını kapamamışsın. 3 saat boyunca senin tüm maillerini okudum.
> C, seni içten içe kıskanıyorum. Benden daha cool olduğun gerçeğini asla kabullenmeyeceğim.
> A, senin tablonu herhalde hiçbir zaman bitiremeyeceğim. Bir türlü içimden gelmiyor,özür dilerim.
> T, evleniyor olman beni mutlu ediyor ama buradan gidiyor olman beni çok üzüyor...
> K, arada bir senle konuştuğum için ve yemeğe gittiğim için kendini benim arkadaşım sanıyorsun,yanılıyorsun.
> A, lensin gözüne battığı zaman onun çıkarıp ağzına aldığını ve sonra geri gözüne taktığını biliyorum!
> B, sürekli bana benim yerime imza at diyorsun ve bende attım diyorum. Ama hiç atmıyorum.
> S, İpsala diye bir yer olduğunu senden öğrendim,sana hiç vintage demiş miydim?
> T, içimden bir ses senle hiçbir zaman tenis oynayamacağım diyor,umarım yanılıyorumdur.
> K, yurttayken odana fareler girsin diye McDonald's cheeseburgerimin etini yatağının altına attım. Evet.
.
Bu olayı sevdim! Şimdi de ben mimliyorum bazı blogları,bakalım onlar da yapacaklar mı?!
Bir Parça Mutluluk , Ben Bu Yazıyı Niye Yazdım? , Varsın Olsun, Sed Not Sad, İki Kişilik Ben, Ben Azze, TKÖzgürlükAlanı
8.10.10
7.10.10
Ç'ye yanıt.
Bir okuyucumdan gelen maili aynen kopyalayıp-yapıştırıyorum;
..
'Selam,önceden ne ilginç şeyler yazardın,artık çok az yeni yazı yazıyorsun.
Milletin ayağını felan gönderiyorsun,ya da kısacık şeyler yazıyorsun.
Blogunu beğeniyorum ama daha çok beğenmek istiyorum. xoxo Ç'
..
Ç,öncelikle blogumu takip ettiğin için teşekkür ederim. Bana mail attığın için de.
Biliyorum şu aralar eskisi kadar çok yazamıyorum.Daha çok gözlemliyorum artık.
Görüyorum,duyuyorum,gidiyorum,geliyorum,geziyorum,yaşıyorum. Yani biriktiriyorum.
Biriktirdiklerimi ne zaman/ne şekilde sizlere sunarım bilmiyorum. Ama biriktiriyorum.
Hasta olmama rağmen sırf bana mail attın diye ablamın öğrencilerinin kağıtlarını tarattım.
Evet.
..
'Selam,önceden ne ilginç şeyler yazardın,artık çok az yeni yazı yazıyorsun.
Milletin ayağını felan gönderiyorsun,ya da kısacık şeyler yazıyorsun.
Blogunu beğeniyorum ama daha çok beğenmek istiyorum. xoxo Ç'
..
Ç,öncelikle blogumu takip ettiğin için teşekkür ederim. Bana mail attığın için de.
Biliyorum şu aralar eskisi kadar çok yazamıyorum.Daha çok gözlemliyorum artık.
Görüyorum,duyuyorum,gidiyorum,geliyorum,geziyorum,yaşıyorum. Yani biriktiriyorum.
Biriktirdiklerimi ne zaman/ne şekilde sizlere sunarım bilmiyorum. Ama biriktiriyorum.
Hasta olmama rağmen sırf bana mail attın diye ablamın öğrencilerinin kağıtlarını tarattım.
Evet.
Matematik
Ablam matematik öğretmeni. Geçen gün ara-sınav yapmış öğrencilerine.
Benden yardım istedi,sınav kağıtlarını birlikte değerlendirelim,bir an önce bitsin diye.
Benden yardım istedi,sınav kağıtlarını birlikte değerlendirelim,bir an önce bitsin diye.
5.10.10
İstanbul'da Alçılı Bir Ayak / Balon
Haftasonu tekerlekli sandalyede olmasına rağmen çılgınlar gibi alışveriş yapan birini gördüyseniz; o benim arkadaşımdı.
^ Bu da Cansu'nun ayağı. Bu alçılı ayak,bu hafta sonu İstanbul'daki neredeyse heryere gitti.
Daha sonra balonumuzu bu kıza bağışladık,balonla Cansu Hanım her mağazaya giremiyormuş,zor oluyormuş diye.
Cansu Karalar 4 gün önce okulda düşmüş ve ayağını kırmış. Doğal olarak hemen ayağını alçıya almışlar.
Ama ayağının alçıda olması,onun haftasonu bizle gelip İstanbul turu yapmasına engel olabilir miydi? Hayır.
Çünkü ZORE benim yanıma,İstanbul'a geldi. Evet,sonunda resmen İstanbul'a geldi.
ZOREL'i 14.09.2010'da yazmıştım, şu İstanbul'a hiç gelmeyen ama hep gelecem diyen arkadaşım.
Hani jakuzide kırmızı ojeli ayaklarının fotoğrafını çektiğim arkadaşım. Evet,o.
^ Bu da Cansu'nun ayağı. Bu alçılı ayak,bu hafta sonu İstanbul'daki neredeyse heryere gitti. İstatiksel olarak söylemek gerekirse,İstanbul'da hafta sonu en çok dolaşan alçılı insan Cansu oldu.
Nereye gidersek gidelim ona tekerlekli sandalye bulduk ve o şekilde onu gezdirdik.
Az kalsın unutuyordum,bir de balon aldım Cansu'ya. Balonu tekerlekli sandalyeye bağladık.
O şekilde Kanyon'dan Beykoz'daki parklara,Sabiha Gökçen Havaalanından Kozyatağına,her yere gittik.
.
Daha sonra balonumuzu bu kıza bağışladık,balonla Cansu Hanım her mağazaya giremiyormuş,zor oluyormuş diye. Kızın adı İrem. Annesi öyle dedi. Bir de İrem'in bileğine bağladı balonu,İrem de hep onla oynadı,çok mutlu oldu.
Sonra da oynarken balonun ipi koptu,balon uçtu. Sonsuzluğa gitti. İrem üzüldü.
Bu kadar.
28.9.10
15.9.10
14.9.10
ZOREL
Size birini anlatacağım. Adı ZOREL . Yukardaki kırmızı ojeli ayak onun ayağı.
Babasının adının ilk üç harfini,annesinin adının son iki harfini almış.
Ya da babasının adının ilk iki harfini,annesinin adının son üç harfini almış,bilmiyorum.
Bildiğim tek şey,onun benim 7 yıldır arkadaşım olduğu.
.
Yıllardan beri o Ankara'da,ben İstanbul'dayım. Her görüşmemizde İstanbul'a çağırırım onu.
'Mutlaka gelecem' felan der. Hiç gelmez. Yine bir sefer çağırdım,ama o sefer farklıydı.
Yılbaşıydı. Hani ben yılbaşı partisi yaptım ya geçen yıl Ayçalarla,o da gelsin istedim.
Aradım ZOREL'i ''yılbaşı partimin süprizi sen ol,atla gel İstanbul'a '' dedim.
'Tamam' dedi bana.Ben de inandım ona. Aradan biraz zaman geçti,beni aradı ve dedi ki;
'Mehmet,sana tamam dediğimde Hasan'dan (eski-sevgilisi) ayrılmıştım,o yüzden tamam dedim;
ama şimdi biz barıştık,yılbaşını onunla geçirecem,yani gelemiyorum' dedi.
Hiçbir şey demedim, çünkü inanmamıştım aslında tamam dediğinde bana. İnanmış gibi yapmıştım.
Aradan biraz daha zaman geçti,biz telefonda konuşurken dedi ki, 'Gelemiyordum ya,geliyorum.'
Sormadım niye fikir değiştirdiğini. O hemen söyledi zaten; 'Hasan'dan ayrıldım,kesin geliyorum.'
Sevindim ben de. Herkese haber verdim. ZOREL de geliyor diye. Parti reklamını onunla yaptım.
Sonra partiye 4 gün kala beni aradı,Hasan'la yine barıştığını ve gelemeyeceğini söyledi.
Ben de bir şey söylemedim. Çünkü söyleyecek çok fazla bir şey yoktu.
'Sevgilin yokken yanında biz vardık,sevgilin varken yanında biz yokuz;
ama yarın sevgilin yanında olmayacak ve biz YİNE senin yanında olacağız.' dedim sadece...
.
Ben ne zaman bir hata yapsam ona karşı,bu yılbaşı olayını hatırlatır üste çıkarım.
Şimdi de bunu hatırlatmamın tam zamanı. Üste çıkmalıyım çünkü.
Yorumlara bakın,belki ZOREL anlatır neler olduğunu... =]
5.9.10
1.9.10
Satın Almasız Çıkış / ATM
Neden alışveriş merkezlerinde/mağazalarda satın almasız çıkış diye ayrı bir bölüm var?Diğer insanlar oradan çıkanlara baksın 'Aaa bak,bunlar hiçbir şey almamışlar' desin diye mi?
Satın almadan çıkan insanların kendilerini suçlu hissetmesini sağlamak için mi?
Ayrıca niye satın almasız çıkışın hemen yanında güvenlik görevlisi nöbette bekler?
Satın almasız çıkıştan geçenler onunla göz göze gelsin,o da şöyle baksın diye mi?
'O kadar alınabilecek şey vardı ve SEN,hiç bir şey almadın! ÇIK! DEFOL!'
ya da neden girişlerde hareket algılayıcı sensörler sayesinde kapılar otomatik açılırken
'satın almasız çıkış'tan çıkarken kapıyı kendimiz açmak zorunda kalırız?!
.
İki kelime; Eşitsizlik. Ayrımcılık.
Dava nasıl açılır öğreneyim,ilk bu konuda dava açacam. İşte buraya yazıyorum.
.
Söylemek istediğim bir şey daha var... Onu da söyleyip kaçacağım.
ATMnin açılımını Automatic Turkish Money zannediyordum. Olmadığını bugün öğrendim.
Kaçtım.
25.8.10
Kelebek
Hep derler ya kelebeklerin ömrü tek günlüktür diye... Ben öyle diyenlere inanırdım.Eskiden.
Artık inanmıyorum. Çünkü evimde resmen 2 günden beri bir kelebekle yaşıyorum.
2 gün önce akşam ben playstation oynarken içeri girdi. Ben de korktum hemen böcek geldi diye.
Sonra kelebek olduğunu anladım. Anlayınca korkum geçmedi; ben onlardan da korkarım çünkü.
Sonra kelebek olduğunu anladım. Anlayınca korkum geçmedi; ben onlardan da korkarım çünkü.
Ama en azından kelebek olduğu için normalde üzerine bardak felan basabilirdim,onu hapsedebilirdim.
Yapmamayı seçtim. Çünkü acıdım ona. Zaten tek günlük ömrü var,onu da benim bardağımda geçirmesin dedim.
Dışarı atmaya çalıştım,geri içeri girdi. Işıkları kapattım,bir çok şey denedim ama gitmedi.
Sürekli benim yanıma geldi. Tek günlük ömrünü benimle geçirmeyi seçti. =]
Ben de yokmuş gibi davranmaya karar verdim,oyunuma devam ettim,sonra uyudum,onu unuttum...
Ben de yokmuş gibi davranmaya karar verdim,oyunuma devam ettim,sonra uyudum,onu unuttum...
.
Ertesi gün oldu ve o hala salondaydı. Benim salonumda. Benden izinsiz.
Ölmemişti. Henüz. Ölmediğine göre acıkmıştır diye düşündüm ve biraz araştırma yaptım.
İnternetten okuduğuma göre kelebekler de tırtıllar gibi yaprak yerlermiş. Ve reçel.
Evet,bir sitede kelebeklerin reçel yediği yazıyordu. Ben de ilk başta inanmadım,inanmak istemedim.
Ama ne olur ne olmaz,aç kalmasın dediğim için bir çay kaşığına vişne reçeli koydum.
Dut ağacı yaprağı buldum ve yanına da plastik su şişesi kapağına biraz su koydum.
Dut ağacı yaprağı buldum ve yanına da plastik su şişesi kapağına biraz su koydum.
Hiçbir şey yemedi. Reçel bile. Oysa ben kelebek olsam kesin vişne reçeli yerdim. Su da içerdim.
Neyse. O hala salonda-lambanın üzerinde- duruyor. Arada bir uçuyor sonra geri konuyor lambanın üzerine...
Bunu paylaşmak istedim sizlerle.
23.8.10
'Kısa Film'im için
Kostümler-hazır , oyuncular-hazır , kameralar-hazır , film müzikleri-hazır
tek eksiğim bir senaryo.
tek eksiğim bir senaryo.
20.8.10
*14920sodayıSevmem / Frankmusik / Doğum
Bu blogun benim blogum olmasının en iyi yanı ne biliyormusunuz? 
Aynı başlıktaki iki konu arasındaki bağlatıyı boşuna aramayın. Yok çünkü.
Kimsenin beni bir şey yapmam - ya da yapmamam- için zorlayamaması.
Ve benim sadece kendi istediğim şeyleri yazıp çizebilmem... Evet.
Mesela canım eğer buraya *14920sodayıSevmem yazmak isterse,yazarım.
İşte yazdım. Hatta bi' daha yazacam. *14920sodayıSevmem.
Ama eğer büyük bir gazetede yazarlık yapıyor olsaydım bunu yapamazdım.
Düşünsenize Hürriyet'te haftalık yazarlık yaptığımı ve *14920sodayıSevmem yazdığımı.
Kesin uyarırlardı beni,kendi istediklerini yapmamı isterlerdi. Ben de mecburen yapardım.
Yani benim istemediğim bir şeyi sırf başkaları istiyor diye yapmış olurdum.
Yani benim istemediğim bir şeyi sırf başkaları istiyor diye yapmış olurdum.
İşte bu yüzden ben büyük bir dergide ya da gazetede yazarlık yapmak istemiyorum.
[Sanki bana Hürriyet'ten teklif gelmiş de ben reddediyorum (!) ]
.
Neyse,asıl söylemek istediğim şeyden uzaklaşmamalıyım. Sizlere bir sanatçıyı tanıştıracam.
Adı Vincent Frank. Sahne adı Frankmusik; dedesinin hatırasını yaşatıyor bu isimle.
Adı Vincent Frank. Sahne adı Frankmusik; dedesinin hatırasını yaşatıyor bu isimle.
Ben yıllar önce Londra'dayken akşam bir klübe gittiğimizde orada sahne almıştı.
O zamanlar tanınmadığı için hiç sallamamıştım ben de. Öylesine dinlemiştim.
O zamanlar tanınmadığı için hiç sallamamıştım ben de. Öylesine dinlemiştim.
Sonradan keşfedildiğini öğrendim,albüm yaptığını duydum. Hemen satın aldım.
[evet,ben hala albüm satın alıyorum,bu devirde sadece ben varım,biliyorum]
Müzik konusunda çok seçiciyimdir;buna rağmen çok beğendim albümü.
Ben beğeniyorsam,mutlaka bir şey vardır. 'Ben'im diye demiyorum,anlarım müzikten.
In Step/Better Off As 2/When U're Around/WonderWoman/Time Will Tell şarkıları MÜKEMMEL.
Öncelikle 'Complete Me' albümünden bu şarkıları mutlaka dinleyin, sonra da
Öncelikle 'Complete Me' albümünden bu şarkıları mutlaka dinleyin, sonra da
ikinci albümü 'Completely Me'den yine bu şarkıları akustik olarak dinleyin...
En son olarak da Confusion Girl klibini izleyin,klipteki Holly Valance'e aşık olun. Evet.
.

Bugün çektiğim bir fotoğrafı da yüklemek istiyorum bu yazımda.
Burası benim doğduğum hastahane. Çukurova Üniversitesi,Balcalı Hastanesi!
Burası benim doğduğum hastahane. Çukurova Üniversitesi,Balcalı Hastanesi!
Buranın 5. katında bir odada doğmuşum. 8 gün 1 ay 20 yıl önce. Çok ilginç değil mi?!
.
Aynı başlıktaki iki konu arasındaki bağlatıyı boşuna aramayın. Yok çünkü. Sadece size Frankmusik'i tanıştırmak ve doğduğum yeri göstermek istedim.
Çünkü yapabilirim. Blog benim değil mi?! İstediğimi yazarım,istediğime de bağlarım.
Ama eğer Hürriyet'te bunu yapsaydım,editörüm beni kesin uyarırdı; konuya bağlı kal diye.
[Hürriyet'e not ; istersem konuya bağlı da kalabilirim,beni işe alabilirsiniz.]
Son bir şey daha var... *14920sodayıSevmem ben
17.8.10
Çek-At
Kendime şu 'çek-at' makinelerden aldım,su altında fotoğraf çekmek için. 
Hani normal dijital fotoğrafçılığım iyi ya,su altı fotoğrafçılığım da iyidir sandım.
Hem herkese su altında çektiğim fotoğrafları gösteririm,havamı atarım diye düşünüyordum ki
Hem herkese su altında çektiğim fotoğrafları gösteririm,havamı atarım diye düşünüyordum ki
az önce çektiğim fotoğrafları gördüm. Keşke görmeseydim.
Ya elimi titretmişim,ya ışığı ayarlayamamışım ya da açıyı tutturamamışım.
Sonuç olarak becerememişim su altı fotoğrafçılığını...
Sonuç olarak becerememişim su altı fotoğrafçılığını...
Ama benim suçum değil bu. Denizin suçu. Çok fazla dalga vardı denizde!
Ayrıca çek-at makine ile ne kadar net fotoğraf çekilebilir ki? (En net benimkilerdir herhalde)Bence sorun makinede.

Tek beğendiğim fotoğraf bu oldu. Hatta diğerlerine göre,mükemmel bile denilebilir.
Ama buna rağmen bununla hava atamam,onun farkındayım... :P
Bu yazıyı şunu söylemek için yazdım; eğer çek-at makine alırsanız,çekin ve atın.Fotoğrafları yaptırmayın.
15.8.10
9.8.10
Kerem Bey'e
Kerem bey,sizi tanımıyorum. Siz de beni tanımıyorsunuz.
Hiç karşılaşmadık ve büyük ihtimalle de hiç karşılaşmayacağız.
Hiç karşılaşmadık ve büyük ihtimalle de hiç karşılaşmayacağız.
Sizden özür dilemek istiyorum sadece; o nedenle yazıyorum bunları.

Bugün Kanyon Starbucks'da sizin içeceğinizi alan bendim. (!)
Ama siz de o kadar bekletmemeliydiniz içeceğinizi. Hazırlanınca almalıydınız.
Yeni siparişler hazırlandı,kimler geldi,kimler geçti oradan.
Sizin içeceğiniz ise dakikalarca orada sizin tarafınızdan alınmayı bekledi.
Sizin içeceğiniz ise dakikalarca orada sizin tarafınızdan alınmayı bekledi.
Ben de dayanamadım ve aldım. Eğer ben almasaydım ,çalışanlar dökerdi onu zaten.
Sırf sizin içeceğiniz dökülmesin diye aldım,gerçekten.
Yoksa başkalarının içeceklerini almak gibi bir huyum yok.
Yoksa başkalarının içeceklerini almak gibi bir huyum yok.
Sizin iyiliğiniz için yazıyorum bunu da. Bir daha Starbucks'da aynı şey başınıza gelmesin diye.
O kadar da iyi bir insanım işte.
Evet.

7.8.10
İçimdeki Ben
İçimde başka bir 'ben' var. Bir böcek. 
^ İçimdeki Ben [samankağıt üzerine karakalem]
Olduğunu biliyorum. O da olduğunu bildiğimi biliyor.
Ben de, onun bildiğimi bildiğini biliyorum.
Ve bu şekilde yaşıyorum.

^ İçimdeki Ben [samankağıt üzerine karakalem]
29.7.10
Yoğunluk / Doğum Günü
Son 2 haftadır çok yoğundum. Bloguma ne kadar yoğun olduğumu yazacak zaman bulamayacak kadar yoğundum.
Blogumun doğum gününü kutlamayı unutacak kadar yoğundum.

^ Hard Rock cafe'de elimizdeki cihaza sıra bize artık gelsin diye sinyal verirken
Doğum günü diyordum... Yeniden diyeyim. Tam 1 yıl + 15 gün önce bu blogu yazmaya başladım.
O zamanlar 20'lik dişimi çektirmiştim,konuşamıyordum. Konuşamadığım için bu blogu açmıştım.
Yan taraftaki 'Eski Yazılarım' başlığından dan ilk günkü yazılarıma bakabilir ve gülebilirsiniz.
Belli olmaz,bakabilir ve gülmeyedebilirsiniz. Ben gülüyorum ama.
Artık eskisi kadar yoğun olmadığımdan ,daha sık yazacağım. Siz sürekli bakın buraya.
'Sık Kullanılanlar' klasörünüze ekleyin burayı,eğer hala eklemediyseniz. Sık kullanın.
uhmm bu yazıyı nasıl bağlayacağımı bilemiyorum ve pat diye kesmek en iyisi diye düşünüyorum.
PAT!
Blogumun doğum gününü kutlamayı unutacak kadar yoğundum.
Neden mi? Amerika'da olduğum için tabii ki de! Hiçbirşeyi yetiştiremiyordum..
Ne okula gidebiliyorum,ne yeterince gezebiliyorum,ne yeterince uyuyabiliyorum.
Yine (her zamanki gibi) herşeyi aynı anda yapmaya çalıştığım için hiçbir şeyi yapamıyordum.
Ama bunu seviyorum. Bunu çok seviyorum.
.
Hafta içi hergün saat 9'dan 1'e kadar okulum var. Fakültem yurduma 10 dakika uzaklıkta.
Karşısında Starbucks var ve ev eşyaları satan Mudo gibi güzel bir yer var. =]
İlk hafta 'Contract Law' yani 'Sözleşmeler Hukuku' dersi vardı,ama o dersleri kaçırdım.
Hayır,yanlış okumadınız. Bildiğiniz bir haftadaki tüm dersleri kaçırdım. Hiçbirine gitmedim.
İlk gün gitmiştim ama insanlarla tanışma,fakülteyi gezme vs derken hiçbirşey yapılmadı.
İkinci gün benim doğum günümdü. [12 Temmuz] O nedenle derse gitmedim,parti yaptım.
Ertesi gün ise,13 Temmuz'da,çok yorgun olduğum için okula gidemedim,after-party yaptım.
14'ünde ise okula GİTTİM. Derse katıldım; arada kahve almak için karşıdaki Starbucks'a gittim.
Sonra saate bir baktım ki,arkadaşlarımla sohbete daldığım için dersi kaçırmışım,hay bin kunduz!
Perşembe akşamı odama geldiğimde maillerime bakarken tesadüfen şunu gördüm;
.
Merhaba,
Amerika'da programdan sorumlu Dekan Yardımcısı ve Fakülte Dekanı tarafından bize iletilen duruma göre derslere devam etmediğiniz,ciddiyetsiz hareketlerde bulunduğunuz tespit edilmiştir. Bu sebeple burada yapılan toplantı sonucunda bir daha bu yönde bir devamsızlık veya ciddiyetsizliğin tespiti halinde öncelikle oradaki okulla ilişkiniz kesilecek ve sınırdışı edilmeniz için gerekli girişimlerde bulunulacaktır. Ayrıca okulumuz tarafından hakkınızda disiplin soruşturması başlatılmıştır. Durumun ciddiyeti göz önüne alınarak ailenize gerekli bildirimler yapılmıştır.Netice itibariyle derslere devam etmeniz,gerekli çalışmaları yapmanız ve davranışlarınıza dikkat etmeniz husularını önemle belirtirim.
Res. Asst. , Faculty of Law.
.
Bunu gördüm. Şaşırdım. Altı-üstü ilk haftanın dersleri kaçırmıştım yani.
Sanırsınız ki tüm üniversite benim ilk haftanın derslerini kaçırmamla çalkalanıyor.
Sanırsınız ki tüm üniversite benim ilk haftanın derslerini kaçırmamla çalkalanıyor.
Dünyada ilk defa devamsızlık yapan insan ben ve benim arkadaşlarımmış gibi...
Neyse,bunu hallettim. (İstanbulla,Adanayla ve fakülte hocalarımla uzuuun uzuuun konuşmalar sonucu)
Artık derslere düzenli olarak katılıyorum. Hiçbir dersi kaçırmıyorum.
Ders demişken... Ders ve alışverişin birbirine çok benzediğini fark ettim.
Ne kadar çok şey öğrenirsen,aslında hiçbir şey bilmediğini farkedersin ya,aynen öyle;
Çılgınlar gibi alışveriş yapıyorum. Ne görsem alıyorum. Affetmiyorum.
Birşeyler aldıkça,sanki eksiliyorum. Satın aldıkça,daha da fazla almak istiyorum.
Gidişatım hiç iyi değil,biliyorum. Ama bunu seviyorum. Bunu çok seviyorum.
.
Çok sevdiğim bir şey daha var, o da doğum günleri.Eskiden sevmezdim ben doğum günlerini.
Artık seviyorum! Çünkü herhalde hayatımın en iyi doğum günüydü bu yılki.
Tüm gün sevdiğim arkadaşlarımla Washington DC sokaklarında dolaştık.
Öğle yemeği yemek için,milli sanat bahçesinin içindeki La Pavilion Cafe'ye gidelim dedik.
Washington Monument,yani Washington Anıtı'nın oralarda olduğunu biliyorduk.
Orayı bulabilmek için,bizim deyişimizle 'dikilitaş' ın etrafında yaklaşık 5 saat yürüdük.
Milyon kişiye yer sorduk,herkes dikişitaşın öbür tarafında olduğunu söylüyordu bize.
2 kez dikilitaşın etrafında döndük ve şans eseri (!) aradığımız yeri bulduk.
2 kez dikilitaşın etrafında döndük ve şans eseri (!) aradığımız yeri bulduk.
Ve o anda şok olduk,saat 18.10'du ve saat 18.00 de orası kapanıyormuş!
Açlıktan ve yorgunluktan ölmek üzereydik (öğle yemeği için gidecektik oraya güya)
Açlıktan ve yorgunluktan ölmek üzereydik (öğle yemeği için gidecektik oraya güya)

Sonra hemen düşündük ne yapabiliriz diye ve Hard Rock cafe'ye gitmeye karar verdik.
Hard Rock'a yaklaşık yarım saat boyunca yürüdük ve içeri girdik. Tıklım tıklımdı.
Hemen yanımıza bir kadın geldi,kaç kişi olduğumuzu sordu ve bize bir cihaz verdi.
'Bu cihaz yandığı zaman yeriniz hazır olacak,tahmini bekleme süreniz 45 dakika' dedi.
'Bu cihaz yandığı zaman yeriniz hazır olacak,tahmini bekleme süreniz 45 dakika' dedi.
Bizi kandırdı. Tam 1,5 saat ayakta,aç/susuz Hard Rock cafe'de sıra bekledik.
Ama sonra en iyi masaya oturduk. Yediğim en iyi hamburgeri [-glamburger-] yedim.
Çok iyi vakit geçirdik ve sonra McDonald's a gidip dondurma yedik,sabaha doğru da geri geldik.
Geçirdiğim en iyi günlerden biriydi 12 Temmuz 2010.
^ Hard Rock cafe'de elimizdeki cihaza sıra bize artık gelsin diye sinyal verirkenDoğum günü diyordum... Yeniden diyeyim. Tam 1 yıl + 15 gün önce bu blogu yazmaya başladım.
O zamanlar 20'lik dişimi çektirmiştim,konuşamıyordum. Konuşamadığım için bu blogu açmıştım.
Yan taraftaki 'Eski Yazılarım' başlığından dan ilk günkü yazılarıma bakabilir ve gülebilirsiniz.
Belli olmaz,bakabilir ve gülmeyedebilirsiniz. Ben gülüyorum ama.
Artık eskisi kadar yoğun olmadığımdan ,daha sık yazacağım. Siz sürekli bakın buraya.
'Sık Kullanılanlar' klasörünüze ekleyin burayı,eğer hala eklemediyseniz. Sık kullanın.
uhmm bu yazıyı nasıl bağlayacağımı bilemiyorum ve pat diye kesmek en iyisi diye düşünüyorum.
PAT!
5.7.10
Viik Viik
Dedem çiftliğin bahçesinde yürürken önüne aniden bi'şey düşmüş.
Ne olduğunu ilk bakışta o da anlayamamış. Kara-kuru bir şeymiş.
Ne olduğunu ilk bakışta o da anlayamamış. Kara-kuru bir şeymiş.
Sonradan cılız bir sesle viiik viiik diye bağırdığını duyunca anlamış.
Yavru bir kuş. Bir bülbül. Yumurtadan daha yeni çıkmış,tüyleri bile yok.
Hemen alıp onu ağaçtaki bülbül yuvasına geri koymuş,ama hayır;
Annesi kabul etmemiş,yabancı birinin eli değdiği için yuvadan atmış.
Dedem de onu orada bırakmak istememiş,köpekler var,kediler var,yerler diye.
Alıp anneme getirmiş,annem kuşları çok sever,o bakar diye.
Ben de bir haftadan beri Adana'da olduğumdan onun yanındaydım.
İlk 2 gün biraz korkunçtu. Bir deri yığını gibi bir şey. Tüyleri yoktu.
3-4 gün sonra siyah siyah çıkmaya başladı tüyleri,kanadı belli oldu...
2 saatte bir yemek istiyor,viiiik viiiik diye bağırıyor.
Biz de birşeyler yiyoruz,çiğniyoruz,geri çıkartıyoruz ve elimizle onun ağzına veriyoruz.
Biz de birşeyler yiyoruz,çiğniyoruz,geri çıkartıyoruz ve elimizle onun ağzına veriyoruz.
Ancak o şekilde yiyebiliyor. Daha bilmiyor ne yenir,nasıl yenir...
Yemeğini yedikten sonra da hemen uyuyor. Tekrardan acıkıncaya kadar.
.
.
Evde tamamen serbest dolaşıyor. Zaten uçmayı da bilmiyor. Bir yere de gidemez.
Benim omzumda,ya da annemin saçında (orayı yuva sanıyor) biz nereye gidersek geliyor.
Bizim üzerimizde değilken de ya avizenin üzerinde,ya da saksıda amaçsızda duruyor.
Dedem artık biraz büyüdüğü için onu yüksek bir mesafeden aşağı bıraktı.
Uçmayı - kanatlarını kullanmayı - öğrensin diye. Ama çok başarılı olamadı.
En fazla benim bir omzumdan öbür omzuma kadar uçabiliyor.
Sonra da çok yorulduğu için hemen yemek istiyor ve uyuyor...
Çok güzel bir şey. Çok tatlı bir şey. Çok çirkin bir şey.
Çok güzel bir şey. Çok tatlı bir şey. Çok çirkin bir şey.

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



Bugün gördüğüm en kötü şey... bu paralellik.





