25.4.10

Aloooha öldü =/

Söylecek çok bir şeyim yok... Aloooha öldü.
Onu sitenin bahçesindeki ağacın altına gömdüm. =/

24.4.10

Şıpsevdi

Şimdiki halimin aksine,ben küçükken gerçekten sorunsuz bir çocuktum.
Tamam,itiraf ediyorum,çok da sorunsuz değildim; biraz aksi,biraz da huysuzdum.
Hatta biraz değil,bayaa aksi ve huysuzdum. [hala da öyle olduğum söyleniyor!]
Neyse,demeye çalıştığım şey şu,ben küçükken,şimdiki gibi herşeyi kafama takmazdım.
O zamanlar bazı insanlar 'varlık ve zaman arasında nasıl bir bağ vardır?'
'bilgi mümkün müdür?' gibi felsefi soruların yanıtını ararken,benim aklımdaki tek sorun şuydu;
'akşam eve giderken serviste hangi sakızı çiğneyeyim? Sulugöz mü,Şıpsevdi mi???'
Çünkü Sulugöz'ün de,Şıpsevdi'nin de yeri benim için ayrıydı.
Bir yanda Sulugöz'ün o yeşil ambalajı,tozlu gibi olan beyaz yuvarlak sakızı,o kendine has ekşiliği;
Diğer yanda da Şıpsevdi'nin genç aşıkları,sakızdan çıkan özlü sözleri ve muzlu tadı...
Hangisini çiğnersem çiğneyeyim,yaklaşık 2-3 dakika sonra yutardım; ama yutmak istemezdim!
Sakız olamayacak kadar güzeldi tadları...Asla bir tane yeterli değildi,en az 2 tane gerekliydi.
.
Merak ediyorsunuzdur, neden bu çocuk durduk yere böyle bir şey yazıyor bloguna diye.
Etmiyorsanız da sorun değil,ben nasıl olsa bu yazıyı neden yazdığımı açıklayacağım.
Bugün Şıpsevdi çiğnedim;içinden çıkan kağıdı çok beğendim ve bloguma koymalıyım dedim.
^ bu resmi buraya koyabilmek için yıllardır kullanmadığım tarayıcıyı aradım.
Uzun arayışlar sonucu buldum. Laptoma taktım ama sistemim onu algılamadı.
Kurulum CDsini aradım,bulamadım. İnternetten indirdim,CD'ye yazdım dosyaları,zorla kurdum.
Vista'ya uyumlu değilmiş tarayıcı (taaaa Windows 95 dönemlerinden kalmaymış!)
Ama yenilgiyi kabul etmedim,uğraştım ve başardım!

22.4.10

Bukadaryakınbirmesafe

Bana bukadaryakınmesafede bir yere yeni bir alışveriş merkezi açıldı.
7 salonlu sinema,2M'li migros,D&R,Teknosa,Mudo,Koton,Toyzshop,Komşufırın...
Sinema,tiyatro,alış-veriş,eğlence,yiyecek/içecek herşey var;
artık orada,ben de olacağım.

15.4.10

İroni

Yalnız olduğu anlaşılmasın diye bazı insanlar hep çoğul konuşurLAR!

11.4.10

Çukur

30 x 40'lık tuval üzerine yağlı boya.

bu gece içim biraz karanlık / bu gece ben ve yalnızlık
belki belki bir anlık / kimse yok mu sesimi duyan?

6.4.10

Şişli - Otopark - Lays - Adliye

Her şey dün duyduğum bir melodi ile başladı.
'Hello Moto' dumm dumm dummm
İlk başta anlamadım onun benim telefonumdan geldiğini.
Sonra hatırladım,benim şu an kullandığım geçici telefonun melodisi o.
Neyse,önemli olan şu; beni AJANSIMDAN ARADILAR!
Lays cipsinin yeni reklam filmi için benimle tanışmak istiyorlarmış.
Şişli'de bir başka casting ajansında saat 11'e randevu verdiler.
O kadar heyecanlandım ki;öldüm sandım.
Gece hep onu düşündüm,geleceğimi düşündüm.
'Yarın'ı (yani bugünü) düşündüm.
Kariyerimin ilk gününü olabilecek günü düşündüm.
ve uyudum.
.
Sabah 7 gibi uyandım,kahvaltı yaptım ve hazırlanmaya başladım.
En iyi kıyafetlerimi giydim,en iyi parfümümü sıktım;
Bana şans getiren kolyemi taktım.
Saat 10'a doğru yola çıktım.Trafik vardı.
Yolda Darren Hayes'in Spin albümünü dinledim, karpuzlu sakız çiğnedim.
Elimde haritamla zar zor Şişli'yi buldum.
İnternetten benim gideceğim casting ajansının yerine bakmıştım.
Şişli Adliyesinin yakınında,Şişli Camii'nin arkasında bir yer...
Taksicilere sordum,minibüsçülere sordum.
Sonunda buldum adliyeyi,ve camiyi; ama park yeri bulamadım.
Etrafta hiç park yeri yoktu. Trafiğin akışı ile birlikte biraz daha ilerledim
Bir tabelada 'katlı otopark' yazısını gördüm,hemen park ettim.
Arabanın anahtarını istediler; vermek istemedim.
Ama başka şansım yoktu,mecburen verdim anahtarları,ve onlarda bana fiş verdi.
Otoparktan ayrıldıktan sonra 10-15 dakika boyunca -hayalller kurarak- yürüdüm.
Ajansı aradım. Ajansı sordum.Ajansı buldum.
Asansörde kendime son rötuşlarımı yaptım ve kapıyı çaldım...
-
'Kaydınızı burdan ben yapacam,bu tarafa' dedi bir ses.
Ve onu gördüm. Kırmızı gözlükleri olan bir sekreterimsi.
Sekreter değil,ama ne olduğu da belli değil...Neyse.
Adımı soyadımı sordu. Söyledim. Soyadımı anlamadı. Bi daha söyledim.
Yaşımı sordu,19 dedim.Boyumu sordu,1.83 dedim.
Hangi ajanstan geldiğimi sordu, Erberk ajans dedim.
ve can alıcı soruyu sordu;
'Daha önce bir reklam filminde oynadın mı?'
Hemen cevap vermedim,bir an tereddüt ettim.
Ama dürüstçe yanıt verdim , 'Hayır'
'Sizi 23.sıraya yazıyorum Mehmet Bey' dedi
ve ben o an arkadamda en az 20 kişinin beni izlediğini fark ettim.
Sadece benim çağırılmayacağımı biliyordum.
Ama bu kadar da kalabalık olacağını düşünmemiştim...
Arka taraflarda kendime bir yer buldum
'Cool çocuk' imajımı yitirmeden oturdum ve beklemeye başladım.
Saat 11.15 gibiydi ben kaydımı yaptırdığımda.
12.15 oldu,bekliyordum.
13.15 oldu,hala bekliyordum.
Bu arada yeni gelenler de oldu. Onları süzdüm.
Kimseyle arkadaşlık kurmadım,kimseyle konuşmadım.
Karnım acıkmaya başlamıştı ve o kadar sıkılmıştım ki
Dayanamayacaktım,ama hayallerim gitmemi engelledi.
Saat 2'ye doğru beni çağırdılar. Odaya girdim.
Odada iki kişi vardı,biri kamera ile ilgileniyordu
Diğeri de ışıklarla ilgileniyordu.
Benden kendimi anlatmamı istediler.
Hazırlıklıydım buna zaten. Kameraya profesyonelce kendimi anlattım.
Sonra fotoğraf çekimi yapılacağı söylendi.
Ona da hazırlıklıydım. İyi fotoğraflar çektirdim.
O kısma kadar her şey iyiydi.
Sonra kamera ile ilgilenen adam bana bakarak dedi ki
-
'köydeki yağız delikanlısın,yanında kız arkadaşın var,
telefonuna diğer sevgilinden mesaj geliyor,gülüyorsun
sonra yanındaki sana neye güldüğünü sorunca,ona çaktırmıyorsun.
Bunu doğaçlama olarak oyna!'
-
10 dakika boyunca deneme çekimi yaptık. Fena değildi.
Ama iyi de değildi. Çok heyecanlandım.
Heyacanımı da gizleyemedim...
Beni seçmeyecekler...
Benden yağız köy delikanlısı olmaz.Bunu biliyorum.
Stüdyodan çıktım, sıralarının gelmesini bekleyen rakiplerime baktım.
En yapay sesimle 'iyi şanslar arkadaşlar!' dedim
ve kapıyı arkamdan kapattım.
.
Apartmandan çıktım ve ilerlemeye başladım.
O zaman fark ettim.
NEREYE PARK ETTİĞİMİ UNUTMUŞTUM!
Bir telaş içinde tüm sokaklara baktım.
Hiçbiri bana bir şey çağrıştırmadı.
Hayatımda hiç Şişli'ye gitmedim bugüne kadar.
Orada tek bildiğim yer,Cevahir AVM! (!)
Sokaktakilere sorarak adliyeyi buldum ve otoparkı hatırlamaya çalıştım.
'Şişli İş Merkezi Katlı Otopark' diye biri bana kendi otoparkını tarif etti
Oraya gittim. 20 dakika yürüdüm. Geri döndüm.
Adliyenin önündeki her yola saptım,her yöne gittim.
Yaklaşık 1 saat boyunca katlı otoparkı aradım.
2 kez otopark fişinden görevlileri aradım,adres sordum.
Hiçbirinde bulamadım.
'beni adliyenin önünden alır mısınız' dedim ve kendimi aldırdım.
Şişli'den hemen uzaklaştım...
.
Aslında daha çok şey yaşadım bugün,ama hepsini yazmayacağım.
Sorarsanız anlatırım sonra...
Her yazının bir ana fikri vardır derler.
Bu yazının ana fikri de şu.
LAYS YEMEYİN.
çünkü beni büyük ihtimalle seçmeyecekler.
Doritos yiyin.

29.3.10

Elektronik Eşya Sıkıntısı

EES yaşıyorum; yani 'Elektronik Eşya Sıkıntısı'
Bilgisayarımın ciddi bir şarj sorunu var.
Tam o kablonun ucundaki bağlantı yerini hareket ettiriyorum.
İttiriyorum;çekiyorum.
Bazen doğru açıyı buluyorum.Bazen bulamıyorum.
Canı istediğinde şarj oluyor,canı istemediğinde olmuyor.
Bilemiyorum.
Sadece o da değil.
Bugün telefonumu düşürdüm.Paramparça oldu.
Garantisi de doldu.
Yeni telefon mu alsam, onu yaptırsam mı
Ya da artık hiç telefon kullanmasam mı?
Bilemiyorum.
Çok kararsızım.
Elektronik Eşya Sıkıntısı çok kötü bir şey.
Eşya demişken...
bugün Eşya Hukuku II sınavı oldum.
Bir darbe de ondan aldım..
^ telefonumun son hali

Yeni bir keşif

Yeni bir sanatçı keşfettim.
Daha doğrusu bir 'sanatçı adayı'
Çünkü henüz ünlü olmadı...
Adı Simon Curtis
Kendine bir websitesi açtmış ve oradan keşfedilmeyi bekliyor.
Ona bir şans verdim ve buraya tıklayarak albümünü indirdim.
Dinledim ve beğendim.
Blogumda paylaşmalıyım dedim
Çünkü yaptığı şeye saygı duyuyorum.
Bir gün benden de böyle bir atraksiyon görürseniz,şaşırmayın.
Zaten şaşırmazsınız,o ayrı.

21.3.10

Aloha

Bugün kendime 2 tane balık aldım.
Japon balığı.
İkisinin de adını 'Aloha' koydum.
Turuncu/siyah olan Aloooooooha (o uzun okunuyor)
Diğeri ise Alohaaaaaaa (a uzun okunuyor)
Aloha - hem 'merhaba' demek; hem de 'güle güle' demek.
Hawaiicede.
Evet,'Hawaiice' diye bir dil var.
Ben de bugün tesadüfen öğrendim.
Siz de büyük ihtimalle bunu şu an öğrendiniz.
Yani ikimiz de bunu bügün öğrendik.
Evet.

15.3.10

Bayan Troposfer

'Bayan Troposfer'
Saman kağıt üzerine karakalem.

13.3.10

Yalan

Yakın arkadaşlarımdan biri bana can alıcı soruyu sordu;
'Artık blogunu güncellemiyorsun,noooldu bitti mi bu hevesin de?'
Profesyonelliğimi kaybetmeden,hemen cevap verdim ben de;
'Sınav dönemindeyim.Çok yoğunum. O yüzden.'
-
Hayır.
Bu bir yalan.
Sınav döneminde olduğum değil.
O doğru.
Yoğun olduğum da doğru.
Ama o yüzden blogumu güncelleyemediğim doğru değil...
Blogumu son 8 günden beri güncelleyemememin nedeni;
Yazacak bir şey bulamamış olmam...
-
Bazen olur bu bana,kendime itiraf edemesemde...
Ya artık yazamıyorsam? Ya yeni bir fikir gelmezse aklıma?
Ya öyleyse,ya böyleyse diye düşünürüm,düşünürüm,düşünürüm.
İçinden çıkamam. Sonra geçer ama.
Hep geçti.
Bu sefer de geçecek. Biliyorum.

5.3.10

İlk röportajım!

Sinem Top.
Şu an bu isim size yabancı gelebilir.
O yüzden biraz tanıtayım size...
Kendisi benim fakültemde okuyor.
Daha doğrusu ben,onun fakültesinde okuyorum.
Çünkü daha 3.sınıf olmasına rağmen tüm hukuka hakim
resmen bir kanun koyucu!
Ayrıca bir çok kişinin aksine,çok renkli bir karakteri var.
Güncel filmlerden,yeni açılan mekanlara; her şeyden haberi var.
Münazara şampiyonu; cumhurbaşkanı adayı
ve daha bir sürü şey...
Ama en önemlisi; benim yakın arkadaşım.
Benimle röportaj yaptı ve bloguna koydu. [tıklayınız]
Çok da güzel oldu...
Sinem Top.
Bu isim size yabancı gelebilir;
Şimdilik.

2.3.10

Sevdiğim Şeyler

...bu yazı,dudağını bükerek bana bakan ve
'Amaaan,senin de sevdiğin hiçbir şey yok ki' diyen
Gizem'e atfen yazılmıştır...
1) Çikolatalı Sufle
Ben tatlı sevmem. Hiçbir tatlıyı yemem. Çikolatalı sufle de benim için 'tatlı' değildir zaten; tatlıdan öte bir şeydir. Bir gün 'Mehmet Emin aşırı dozdan ölmüş' diye bir şey duyarsanız,aklınıza başka bir şey gelmesin. Sufle yüzündendir. Aşırı dozda aldığım şey de çikolatadır.


2 ) 3D Gözlük
Kartondan yapılmış uyduruk gözlüklerden değil. Real 3d olanları seviyorum. Onlara karşı bir zaafım var. Neden ben de bilmiyorum. Sadece seviyorum. Nedensiz seviyorum. Hep takmak istiyorum. Hiç çıkarmamak istiyorum.


3) Isırganotu
Doğanın insana sunduğu en değerli şeylerden biridir ısırgan otu. İnsanlar ne kadar şifalı olduğunu bilseydi,bundan başka bir şey yetiştirmezdi. Bir botanik bilimci 'eğer yakıcı özelliği olmasaydı, böcekler ve hayvanlar çoktan türünü tüketmişti' demiş. Haklı bence.
Saksıda yetiştirmek ise ayrı bir zevk.

4) Golden Retriever
Sertab'ın 'Zor Kadın' klibiyle ilgili aklımda kalan iki şey; daha hiçbirimiz aktif olarak bilgisayar kullanamazken o kumsalda nete girmişti ve klipte süper bir köpeği vardı.
Goldenları seviyorum. İlerde benim de bir köpeğim olacak. Adını 'Potasyum' koyacam. Kısaca 'Pot' ya da 'P' diye de çağırabilirim.

1.3.10

Dünyanın Bayrakları



Dün SNL [Saturday Night Live] programını izledim.
Bu skeci izlerken 'bunu mutlaka bloguma koymalıyım' dedim.

17.2.10

Geçmişten bir e-posta...

Az önce kendime bir e-mail attım.
Tam 4 yıl sonra bugün,yani 17 Şubat'ta, 2014'de bana gelecek!
Hepimiz merak etmez miyiz,bundan bir yıl önce bugün ne yaptığımızı?
İşte o merakımı gidermek için yaptım bunu...
Kullandığım parfümü,giydiğim kıyafeti
aklımı meşgul eden derin düşünceleri
okuldaki derslerimi,akşam dışarı çıkacağım arkadaşlarımı
sorumluklarımı,istediklerimi,istemediklerimi,planlarımı...
herşeyimi anlattım.
Bundan 4 yıl sonra nerede olurum,ne yapıyor olurum hatta
olur muyum,olmaz mıyım bilmiyorum
ama bildiğim tek bir şey (hiç bir şey bilmediğimdir:)
4 yıl sonra kendime yazdığım bu maili okuduğumda yüzümde bir gülümse olacak...
Umarım!
Siz de kendinize mail atmak istiyorsanız,buraya tıklayabilirsiniz.

13.2.10

Avukat

'Avukat' kelimesinin içinde 'tavuk' sözcüğü gizliymiş!

HT3BMB3HH3V7

8.2.10

Keşif

Kendimle ilgili bi' şey daha keşfettim.
Sıkıldığım zaman garip garip şeyler yazıyorum/çiziyorum.
Eskiden de sürekli adımı yazardım,çizim yapardım
ama herhalde artık farklı bir boyuta taşıdım bunu.
.

7.2.10

HT3BMB3HH3V7

HT3BMB3HH3V7

Ben de insanım...


benim de canım var; ben de insanım
benim de kalbim var; ben de insanım

1.2.10

Saldırı!

'Ev' yaşayan bir varlıktır.Canlı bir organizmadır.
Kendine has bir yapısı ve işleyişi vardır.
Bunun en önemi kanıtı, verdiği tepkilerdir...
.
Geçenlerde banyodayken,aniden bir ses duydum.
Gümmmm gümmmm!
Her şey o kadar hızlı oldu ki,ne olduğunu anlayamadım.
Yere baktım; cam kırıkları vardı.
Sonra tekrardan o sesi duydum; ama bu sefer daha şiddetliydi.
Hani korku filmlerinde aniden kuvvetli bir ses efekti gelir ya,aynen öyle.
Gümmm gümmmm!
O anda anladım.
Çamaşır makinesi bana saldırmıştı.
Üzerime yürüyordu.
Ve kendi üzerindeki eşyaları fırlatıyordu.
.
O telaşla hemen içeri kaçtım,arkamdan kapıyı kapattım.
Herhalde bu onu daha da sinirlendirdi.
Çünkü sadece yürüyüp,zıplamıyor;artık aynı zamanda konuşuyordu.
Benim asla anlayamayacağım bir dilde garip garip sesler çıkartıyordu.
Tek çarem vardı...
Sigortayı kapatmak!
Hiç tereddüt etmeden gittim ve sigortayı kapattım.
Onu yendim.