ɯıʎǝpuıɯǝuöp ʌɐuıs
ɯnɹoʎışɐʎ sɹǝʇ ıʎǝşɹǝɥ
=/
24.10.09
Yeni Eleman / Yukarı Bak
Geçen gün ablamla birlikte ‘Up’ filmini izlemek için Nautilus'a gittik.
Biletimizi aldığımızda saat 9’a geliyordu,film de 9.45’de başlayacaktı.
Biz de o arada Carrefour’a gideriz,su/çikolata vs alırız diye konuştuk.
Hızlıca birkaç parça şey aldık ve diğer tüm kasalar dolu diye süratli kasanın sırasına girdik. (İngilizce konuşma özentilerinin deyişi ile;express casa)
Orda da sıra fazlaydı; ama ‘en azından hızlı ilerler’ diye düşündük
Sadece düşünce de kaldı bu,milim milim ilerleyebildik.Arkamıza bir kadın geldi, ‘ayyy kollarım’ diye söylenmeye başladı.
Duymamış gibi davrandım; işe yaramadı. =/
‘benim kolumda romatizma var’ diye başladı anlatmaya,ama ben devamını dinlemedim.Sıkıntıdan telefonuma baktım,saat 21.40!
Ablam kadınla sohbet etmeye başladı
O kadını ‘Kara Büyü’ filmindeki Ms. Ganush’a benzetmiş
Eğer onunla konuşmazsa filmdekilerin onun başına geleceğini düşünmüş (!)
(Bu arada o filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin,hala vizyonda)
Sıranın bize gelmesine tek bir kişi kalmıştı,tam o saniye onu fark ettim.
Daha doğrusu onun ‘yeni eleman’ kartını.
Biliyordum zaten,normal bir kasiyer bu kadar yavaş çalışamaz. Mümkün değil.
Neyse,önümüzdeki kırmızı giyinmiş adamın aldığı şeyler toplam 6 Lira 45 kuruş tuttu.Adam cüzdanından iki tane fiş çıkardı. Birinde 1 liralık,öbüründe de 1.50 lik indirimi varmış.
Sonra geri kalanını ödemek için de kredi kartını çıkarttı.
Kasiyer o fişleri işledi (kaplumbağa hızıyla) sonra kredi kartından parayı çekti.BAM!
Yanlış birşey yapacağı belliydi zaten onun...
‘Lütfen yan kasalara geçin,bu kasada sorun çıktı’ dedi.
Yok daha neler. Ben beklemişim o kadar,bir de gidip başka kasada mı bekleyim?!
Hemen telefonla birini aradı,’Acil buraya gel’ dedi.
Bekledik bekledik ve bekledik,sonunda pateniyle bir kız geldi.
Neyseki hemen halletti sorunu,ama saat çoktan 21.45’i geçmişti.
Çok sinirlendim ve telefonumla konuşuyor gibi yaparak onun fotoğrafını çektim.

Biletimizi aldığımızda saat 9’a geliyordu,film de 9.45’de başlayacaktı.
Biz de o arada Carrefour’a gideriz,su/çikolata vs alırız diye konuştuk.
Hızlıca birkaç parça şey aldık ve diğer tüm kasalar dolu diye süratli kasanın sırasına girdik. (İngilizce konuşma özentilerinin deyişi ile;express casa)
Orda da sıra fazlaydı; ama ‘en azından hızlı ilerler’ diye düşündük
Sadece düşünce de kaldı bu,milim milim ilerleyebildik.Arkamıza bir kadın geldi, ‘ayyy kollarım’ diye söylenmeye başladı.
Duymamış gibi davrandım; işe yaramadı. =/
‘benim kolumda romatizma var’ diye başladı anlatmaya,ama ben devamını dinlemedim.Sıkıntıdan telefonuma baktım,saat 21.40!
Ablam kadınla sohbet etmeye başladı
O kadını ‘Kara Büyü’ filmindeki Ms. Ganush’a benzetmiş
Eğer onunla konuşmazsa filmdekilerin onun başına geleceğini düşünmüş (!)
(Bu arada o filmi izlemediyseniz mutlaka izleyin,hala vizyonda)
Sıranın bize gelmesine tek bir kişi kalmıştı,tam o saniye onu fark ettim.
Daha doğrusu onun ‘yeni eleman’ kartını.
Biliyordum zaten,normal bir kasiyer bu kadar yavaş çalışamaz. Mümkün değil.
Neyse,önümüzdeki kırmızı giyinmiş adamın aldığı şeyler toplam 6 Lira 45 kuruş tuttu.Adam cüzdanından iki tane fiş çıkardı. Birinde 1 liralık,öbüründe de 1.50 lik indirimi varmış.
Sonra geri kalanını ödemek için de kredi kartını çıkarttı.
Kasiyer o fişleri işledi (kaplumbağa hızıyla) sonra kredi kartından parayı çekti.BAM!
Yanlış birşey yapacağı belliydi zaten onun...
‘Lütfen yan kasalara geçin,bu kasada sorun çıktı’ dedi.
Yok daha neler. Ben beklemişim o kadar,bir de gidip başka kasada mı bekleyim?!
Hemen telefonla birini aradı,’Acil buraya gel’ dedi.
Bekledik bekledik ve bekledik,sonunda pateniyle bir kız geldi.
Neyseki hemen halletti sorunu,ama saat çoktan 21.45’i geçmişti.
Çok sinirlendim ve telefonumla konuşuyor gibi yaparak onun fotoğrafını çektim.

Nautilus Carrefour’da 17 Numaralı kasada duruyor.
SAKIN onun olduğu kasaya gitmeyin.
Asrın hatasını yapmış olursunuz...
Asrın hatasını yapmış olursunuz...
Neyse.
Up (Yukarı Bak) filmi,bugüne kadar izlediğim en iyi filmlerden biriydi.
Imdb'ye göre gelmiş geçmiş en iyi 42. film zaten.
Her açıdan mükemmeldi.
MUTLAKA izleyin.
18.10.09
Sağlıklı olabilmem için
Beni yeniden sağlıklı yapabilecek tek şey;
iyileşmem için,hatta eskisinden de güçlü olmam için
gerçekten buna ihtiyacım var.
17.10.09
Montum.
2008'in Şubat ayıydı.İstanbul'a kar yağmıştı.
Okul çıkışı taksiye bindim; Cadde'de bir arkadaşımla buluşmak üzere
Taksiden indim; ve o anda fark ettim
TAKSİDE MONTUMU UNUTTUM.
Hemen okuldan arkadaşım Marta'yı (Selin'i) aradım.
O da ana taksi durağına gitti;
Taksicilerle konuştu,montumu tarif etti.
Benim numaramı bıraktı.
Sonraki her gün kayıp eşya odasına gittim.
İçimde biraz umutla.
Sürekli taksicilere sordum;
YOK...
O montumdan sonra 2 tane yeni mont aldım.
Ama onun gibi olmadı hiçbiri...
Hiçbir zaman da olmayacak.
Biliyorum =/
O montumu ben giyecektim;
Sonra benim çocuklarım giyecekti.
Daha sonra da onların çocukları...
Bu yazıyı sadece ve sadece onu anmak için yazıyorum.
Seni unutmadım aziz montum.

^ montumla çekilmiş son fotoğrafım
Medeni Kanun Madde 989.- Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir.
Okul çıkışı taksiye bindim; Cadde'de bir arkadaşımla buluşmak üzere
Taksiden indim; ve o anda fark ettim
TAKSİDE MONTUMU UNUTTUM.
Hemen okuldan arkadaşım Marta'yı (Selin'i) aradım.
O da ana taksi durağına gitti;
Taksicilerle konuştu,montumu tarif etti.
Benim numaramı bıraktı.
Sonraki her gün kayıp eşya odasına gittim.
İçimde biraz umutla.
Sürekli taksicilere sordum;
YOK...
O montumdan sonra 2 tane yeni mont aldım.
Ama onun gibi olmadı hiçbiri...
Hiçbir zaman da olmayacak.
Biliyorum =/
O montumu ben giyecektim;
Sonra benim çocuklarım giyecekti.
Daha sonra da onların çocukları...
Bu yazıyı sadece ve sadece onu anmak için yazıyorum.
Seni unutmadım aziz montum.

^ montumla çekilmiş son fotoğrafım
Medeni Kanun Madde 989.- Taşınırı çalınan, kaybolan ya da iradesi dışında başka herhangi bir şekilde elinden çıkan zilyet, o şeyi elinde bulunduran herkese karşı beş yıl içinde taşınır davası açabilir.
10.10.09
Avrasya Maratonu!
Resmen kaydımı yaptırdım!
Artık benim de bir koşucu numaram var '63796'
Çünkü 18 Ekim 2009’da Avrasya maratonuna katılıyorum!!!
Altunizade’den başlayacak,Boğaziçi köprüsü geçilecek ve Beşiktaş’taki İnönü stadyumuna kadar koşulacak. Toplam 8 kilometre.
Koşuyu tamamlayabilen herkese madalya,sertifika ve tşört verecekler.
(Yani ben de alacağım :P)
Koşu tempomu arttırmam için önümde 7 gün var.
Bu 7 günü çok iyi değerlendirmeliyim.
En son istediğim şey,anahaber bülteninde 'maratonda fenalaşanlara ilk yardım yapıldı' haberine dahil olmak...
Bundan sonraki hedefim,triathlon =P
7.10.09
3.10.09
Günün Raporu
Sabah 9 gibi Ayça ve Cansu'yu almaya Kadıköy'e gittim.
Sadece Ayça'yı alabildim; çünkü Cansu KARALAR bizi son anda ekti. (!)
Sadece Ayça'yı alabildim; çünkü Cansu KARALAR bizi son anda ekti. (!)
Ayça ile birlikte Beykoz'a gittik fotoğraf çekimine.
O yolda ceviz yedi,ben tropikal sakız çiğnedim.
Ara vermeksizin 3,5 saat Ayça modellik yaptı,ben de fotoğraf çektim.
Çok yorulduk ve sonra yemeğe Palladium'a gittik.
Çok yorulduk ve sonra yemeğe Palladium'a gittik.
Asansör beklerken asansöre 'açıl susam açıl' dedim ve Ayça beni kınadı.
Yemekten sonra kahve içtik ve çikolatalı cheesecake söyledik kahve ile iyi gider diye.
Gitmedi. Beğenmedik cheesecake'i. (Yine de yedik)
Gitmedi. Beğenmedik cheesecake'i. (Yine de yedik)
Bu dediklerimin sizin için bir şey ifade etmediğini biliyorum,ama Ayça bunu okurken gülecektir.
Ve Cansu bunu okurken kendini ifşa ettiğim için sinirlenecektir. =)
Ve Cansu bunu okurken kendini ifşa ettiğim için sinirlenecektir. =)
Çektiğim bir kaç fotoğraf;
.
.
.
.
Bu arada,eğer Ayça'nın bloguna bakmak isterseniz tıklayın
Ahhhh
Ahhhh
Az kalsın unutuyordum...
Bu da Cansu KARALAR.
.
HAHA!
30.9.09
Amatörlük
Ders seçimi ile ilgili bir sorunum vardı,danışmanımın odasına gittim.
Bana yan odadaki 'Gül Hoca' ile konuşmam gerektiğini söyledi.
Yan odaya gittim,içerde bir adam ve bir de kadın vardı.
Dedim ki ; 'Pardon,Gül Hoca hanginiz acaba?'
Haha
İkisi de gülmeye başladı bana.
Neyse ki hepimiz hukukçuyuz;güldük geçtik.
Yoksa benim benim açımdan tehlikeli olabilirdi. =]
Bana yan odadaki 'Gül Hoca' ile konuşmam gerektiğini söyledi.
Yan odaya gittim,içerde bir adam ve bir de kadın vardı.
Dedim ki ; 'Pardon,Gül Hoca hanginiz acaba?'
Haha
İkisi de gülmeye başladı bana.
Neyse ki hepimiz hukukçuyuz;güldük geçtik.
Yoksa benim benim açımdan tehlikeli olabilirdi. =]
Lola
'Damn Yankees' müzikali için 1955 yılında yazılmış ve bestelenmiş.
O zamandan beri bir çok farklı sanatçı kendi versiyonunu kaydetmiş.
Ve bu şarkı hala eskimemiş!
'Whatever Lola Wants' gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan biri.
Bence.
Sarah Vaughan'ın yorumuyla dinleyin;
Kesinlikle!
Kesinlikle!
Whatever Lola wants,Lola gets...
Bir Gemi
Hayallerimden bir gemi yaptım; üzerine bindim.
amacım bilinmeyene doğru yol almak.
Şanslıyım ki,bana her zaman ışık tutan bir fenerim;
Yanlış yöne gitmemi engelleyen pusulam;
Gemim su aldığında bana destek verecek insanlar var...
Gemim su aldığında bana destek verecek insanlar var...
Mehmet Emin.
21.9.09
Melek/Şeytan
Polonezköy

İstanbul'un arka bahçesi gibi.
Farklı bir yer.
Farklı bir yer.
Öyle çok uzakta da değil.
Beykoz'un hemen arkasında...
35-40 dakikalık mesafede.
Özellikle kışın bir başka güzel oluyor.
Sararmış yapraklardan ve kurumuş ağaç dallarından başka hiçbir şey görünmüyor.
Sararmış yapraklardan ve kurumuş ağaç dallarından başka hiçbir şey görünmüyor.
Yani tam fotoğraf çekmek/çekilmek için uygun.
Şehir stresinden uzak, doğayla iç içe bir yürüyüş için de.
Ayrıca Pazarları kahvaltı da veriyorlar.
O da iyi oluyor.
Kendi çektiğim 2 tane fotoyu yükledim;
gitmiş gibi olun diye.
yeni favori şarkım
Hani bazı şarkılar vardır ya;dinlerken şöyle dersiniz;
'Keşke bu şarkı benim olsaydı,keşke bunu ben söyleseydim.'
İşte bu şarkı da öyle.
Dinlerken düşünüyorum;
Bu şarkı bana ait olmalıydı.
Benim yapmak istediğim müzik tarzına o kadar yakın ki
hemen sahiplenesim geliyor =]P
mutlaka dinleyin;
Robbie Williams - Bodies
'Keşke bu şarkı benim olsaydı,keşke bunu ben söyleseydim.'
İşte bu şarkı da öyle.
Dinlerken düşünüyorum;
Bu şarkı bana ait olmalıydı.
Benim yapmak istediğim müzik tarzına o kadar yakın ki
hemen sahiplenesim geliyor =]P
mutlaka dinleyin;
Robbie Williams - Bodies
12.9.09
İlginç
Eski yazıma devam...
Okuldan arkadaşım o,adı Cansu Güneş!
Cansu Güneş!
Öyle bir isim olabilir mi? Hiç gerçekçi değil.
Düşünülmüş,tasarlanmış bir isim gibi.
Gerçek ismi gizlemek için konmuş bir isim gibi.
Sanki gerçek adı Azize Yılmaz felan olan bir insanın
sahne adı gibi...
Neyse,asıl ilginç olan onun adı değil.
(hayır,yanlış anlamayın,adı da ilginç; ama bunun kadar değil)
Yazın Toyiki de hukuk stajını yaptı. (evet,o da bir hukukçu)
Ve bu hafta,okul başladı diye işten ayrıldı.
Ayrılırken de herkese teşekkür maili attı.
Ayrılırken de herkese teşekkür maili attı.
O kadar da düşünceli!
...
..
.
Teşekkür;
Merhaba,Okulumun başlaması nedeniyle stajyerlik günlerim bugün bitiyor, bu sıcak ve samimi iş ortamından üzülerek ayrılıyorum.İki aydır severek çalıştığım Toyiki'de daha önce ciddi bir iş tecrübem olmamasına rağmen bana güvenerek bu staj imkanını sağlayan ve çalıştığım süre içerisinde de benden desteğini, tecrübelerini ve sevecenliğini esirgemeyen Atakay Bey'e ve bana ilk günden itibaren abla gibi davranarak bilgilerinden öte sevgisini paylaşan rol modelim Seren Hanım'a öncelikli olarak,ayrıca bana çalışma arkadaşındançok yakın bir arkadaş olan Deniz Hanım başta olmak üzere benden yardımlarını ve samimiyetlerini eksik etmeyen tüm Toyiki ailesine çok teşekkür ediyorum.Toyiki günlerinizin benimki kadar güzel geçmesi dileklerimle,
Cansu Güneş
9.9.09
İsmail Dede

Bende onun karakteri varmış.
Bazı huylarımı ondan almışım.
Öyle diyorlar.Onu tanıyanlar.
O 'İsmail Dede'.
Yani dedemin babası.
Onla ilgili elimde olan tek şey bu eski resim;
ve onun mühürü. ( O zamanlar herkesin mühürü varmış)
İlginç.
EK; belki yıllar sonra,benim de torunumun çocuğu benim resmimi gösterir ve beni anar.
Tıpkı benim şimdi İsmail Dede'yi andığım gibi.
Yeni Tablom
Çerçeveletince resmini çekerim demiştim.
Öyle bloguma yüklerim diye düşünmüştüm.
Ama dayanamadım!
Yeni resim çalışmam... Bu seferki yağlı boya değil,akrilik boya.
Daha yumuşak,çabuk kuruyan ve kokusu daha ilginç olan bir boya.
Sadece 2 renk kullandım; siyah ve beyaz.
Biraz parmağımla,biraz fırçayla boyadım.
İyi oldu. Bence.
Geçen resmim (M harfi,karakter çatışması) kadar kişisel değil / derin değil.
Ama bunun da kendine ait bir hikayesi var.
Daha doğrusu bana ait.
Dediğim gibi,iyi oldu.
Farklı oldu.
3.9.09
Turuncu
Benim için turuncu,'telaş' rengidir.
Paniktir. Beni hep tedirgin eder.
Can kurtaran simitleri...turuncudur;boğulmak üzere olanlara atılırlar.
İtfayecilerin kıyafetleri de öyle.
Turuncunun olduğu yerde 'kaos' vardır;
En azından bana öyle gelir.
O yüzden sevmem o rengi...
Paniktir. Beni hep tedirgin eder.
Can kurtaran simitleri...turuncudur;boğulmak üzere olanlara atılırlar.
İtfayecilerin kıyafetleri de öyle.
Turuncunun olduğu yerde 'kaos' vardır;
En azından bana öyle gelir.
O yüzden sevmem o rengi...

Ama bugün gökyüzü,öyle bir yüzünü gösterdi ki;fotoğrafını çekmezsem olmazdı.
Ben bile sevdim o turuncuyu!
Ben bile sevdim o turuncuyu!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






.jpg)


