31.10.10

Çarpı

Ayşe (Latisha) hep istermiş bir Audrey Hepburn tablosu. O yüzden bu tabloyu ona hediye yaptım.
Audrey Hepburn'in gözündeki çarpının niye orda olduğunu sormayın. Söylemem.Söyleyemem.

Karma

Gece aniden bir ses duydum. Önemsemedim. Uykuma devam ettim.
Sonra yeniden duydum,bu sefer daha kuvvetliydi,daha yakından geliyordu.
Korktum,ne olduğunu anlamadım; ama o kadar kuvvetliydi ki artık uyumama imkan yoktu.
'Dıııt dıııt' diye tiz bir sesti duyduğum. Bir an duruyordu,sonra tekrardan geliyordu.
Kalktım,sesin kaynağını aramaya başladım. Sanki heryerden geliyordu,ama hiçbir yerden de gelmiyordu.
Acaba alarm mı verildi,olağanüstü hal mi oldu diye düşünmeye başlamışken,anladım.
Buzdolabından geliyordu o ses. Buzdolabı bile şaşırmıştı öyle bir sesin kendinden çıktığını duyunca.
Uykulu gözlerimle ekranına baktım; 'alarm clock active' diyordu. Ekrandaki tuşlara bastım,durmadı.
Ses hiç azalmadı. Aksine,sanki ben durdurmaya çalışıyorum diye daha da hızlanarak gelmeye başladı.
Ben de -uykunun da etkisiyle- uğraşamayacağım için buzdolabının fişini çektim; uyumaya gittim.
Tam tekrardan uykuya dalacakken aklıma buzluktaki yiyecekler geldi,uyandım.
Gittim,fişi yeniden taktım,neyseki sinirlenmemişti bana,ses çıkarmadı önceden fişini çekmiştim diye.
Ben de hemen yatağıma geri döndüm ve yeniden uykuya dalacaktım ki,aklıma şu geldi.
KARMA!
Eğer karmaya inanmıyor olsaydım,bu olaydan sonra kesinlikle inanırdım.
Yurttayken oda arkadaşıma (arkadaş doğru bir kelime değil aslında) yaptıklarım yüzünden başıma geldi bu.
O uyansın -rahatsız olsun diye- erken kalktığımda odadan çıkar,cep telefonumdan odayı arardım.
O uyanıp telefonu açtığında da kapatır,biraz bekler ve sonra yeniden arardım...
Tek kelime; karma. Başka açıklaması olamaz bunun. Kim buzdolabındaki alarmı kullanır ki?
Ve niye nedensiz olarak o kendi başına sabaha karşı saat 4 gibi çalmaya başlar ki?!
Eski yaptıklarımın bedeliydi bu.Ve ben, o bedeli ödedim.

18.10.10

Çim Adam


Benim bir çim adamım var. Kendisi dalgıç. Büyük bir su gözlüğü var.Ve şnorkeli.
Benim bir fotoğraf makinam var. Kendisi dijital. 8x zoom özelliği var.Ve lensleri.
Ayrıca benim bir blogum var. Çim adamımın resimlerini fotoğraf makinemle çekip/koyabileceğim. Hem de kaliteli!

16.10.10

15.10.10

Beğenmek / Çikolata

Ne fark ettim biliyor musunuz, uzun zamandan beri bloguma beğendiğim bir şeyi koymamışım.
İçinizden 'hiçbir şeyi beğenmediğin için olabilir mi acaba?' dediğinizi duyar gibiyim.
Evet,haklısınız. Kolay kolay beğenmiyorum her şeyi,ama yapabileceğim bir şey yok,ben böyleyim.
Benim için beğenmek demek,kıskanmak demektir. Eğer bir şeyi kıskanıyorsam onu beğeniyorumdur.
Yani bir şeye 'Vay be,nasıl düşünmüşler,keşke ben bunu bulsaydım/yapsaydım' diyorsam o şeyi beğenmişim demektir.
O yüzden en beğendiğim şarkılar hep 'keşke bu benim şarkım olsaydı' dediğim şarkılardır.
Ya da en sevdiğim filmler 'bu filmi keşke ben çekseydim' dediğim filmlerdir...
Şimdi de diyorum ki ; 'bu çikolataları keşke ben tasarlasaydım'
Ne demeye çalıştığımı anladınız siz... Bence.

8.10.10

Mimlendim.

Blog yazanlar arasında bir şey varmış; 'mim'leme yapmak. Bir anlamda link-değişimiymiş bu.
Biri bir konu seçiyormuş,öbür bloglara bildiriyormuş onların bloglarının adreslerini vererek.
Sonra da mimlenen kişi,ona mim kimden geldiyse onu bildirerek yanıt veriyormuş.
İlk başta anlamadım ben bu sistemi,biraz araştırıp 2-3 kez okuduktan sonra herhalde anladım :D
Başka Birinin Sorunu beni mimledi. İyi ki de mimlemiş,bir şey daha öğrendim bu sayede.
Mimlendiğim konu ise şu; Söyleyemediklerini Söyle. Söylüyorum ben de.
10 değişik kişiye söylemek isteyip de söyleyemediğim 10 şey,işte;
.
> F, dün benim bilgisayarımdan maillerine bakmışsın ve hesabını kapamamışsın. 3 saat boyunca senin tüm maillerini okudum.
> C, seni içten içe kıskanıyorum. Benden daha cool olduğun gerçeğini asla kabullenmeyeceğim.
> A, senin tablonu herhalde hiçbir zaman bitiremeyeceğim. Bir türlü içimden gelmiyor,özür dilerim.
> T, evleniyor olman beni mutlu ediyor ama buradan gidiyor olman beni çok üzüyor...
> K, arada bir senle konuştuğum için ve yemeğe gittiğim için kendini benim arkadaşım sanıyorsun,yanılıyorsun.
> A, lensin gözüne battığı zaman onun çıkarıp ağzına aldığını ve sonra geri gözüne taktığını biliyorum!
> B, sürekli bana benim yerime imza at diyorsun ve bende attım diyorum. Ama hiç atmıyorum.
> S, İpsala diye bir yer olduğunu senden öğrendim,sana hiç vintage demiş miydim?
> T, içimden bir ses senle hiçbir zaman tenis oynayamacağım diyor,umarım yanılıyorumdur.
> K, yurttayken odana fareler girsin diye McDonald's cheeseburgerimin etini yatağının altına attım. Evet.
.
Bu olayı sevdim! Şimdi de ben mimliyorum bazı blogları,bakalım onlar da yapacaklar mı?!
Bir Parça Mutluluk , Ben Bu Yazıyı Niye Yazdım? , Varsın Olsun, Sed Not Sad, İki Kişilik Ben, Ben Azze, TKÖzgürlükAlanı

7.10.10

Ç'ye yanıt.

Bir okuyucumdan gelen maili aynen kopyalayıp-yapıştırıyorum;
..
'Selam,önceden ne ilginç şeyler yazardın,artık çok az yeni yazı yazıyorsun.
Milletin ayağını felan gönderiyorsun,ya da kısacık şeyler yazıyorsun.
Blogunu beğeniyorum ama daha çok beğenmek istiyorum. xoxo Ç'

..
Ç,öncelikle blogumu takip ettiğin için teşekkür ederim. Bana mail attığın için de.
Biliyorum şu aralar eskisi kadar çok yazamıyorum.Daha çok gözlemliyorum artık.
Görüyorum,duyuyorum,gidiyorum,geliyorum,geziyorum,yaşıyorum. Yani biriktiriyorum.
Biriktirdiklerimi ne zaman/ne şekilde sizlere sunarım bilmiyorum. Ama biriktiriyorum.
Hasta olmama rağmen sırf bana mail attın diye ablamın öğrencilerinin kağıtlarını tarattım.
Evet.

Matematik

Ablam matematik öğretmeni. Geçen gün ara-sınav yapmış öğrencilerine.
Benden yardım istedi,sınav kağıtlarını birlikte değerlendirelim,bir an önce bitsin diye.
Ben de kabul ettim. İyi ki etmişim,bana malzeme çıktı. =]]
Kim bir matematik sınavında öğretmenine not yazar ki?!
.
Yeni nesil gerçekten bomba gibi geliyor. Aferin gençler.

5.10.10

İstanbul'da Alçılı Bir Ayak / Balon

Haftasonu tekerlekli sandalyede olmasına rağmen çılgınlar gibi alışveriş yapan birini gördüyseniz; o benim arkadaşımdı.
Cansu Karalar 4 gün önce okulda düşmüş ve ayağını kırmış. Doğal olarak hemen ayağını alçıya almışlar.
Ama ayağının alçıda olması,onun haftasonu bizle gelip İstanbul turu yapmasına engel olabilir miydi? Hayır.
Çünkü Serel Akdur benim yanıma,İstanbul'a geldi. Evet,sonunda resmen İstanbul'a geldi.
Serel'i 14.09.2010'da yazmıştım, şu İstanbul'a hiç gelmeyen ama hep gelecem diyen arkadaşım.
Hani jakuzide kırmızı ojeli ayaklarının fotoğrafını çektiğim arkadaşım. Evet,o.

^ Bu da Cansu'nun ayağı. Bu alçılı ayak,bu hafta sonu İstanbul'daki neredeyse heryere gitti.
İstatiksel olarak söylemek gerekirse,İstanbul'da hafta sonu en çok dolaşan alçılı insan Cansu oldu.
Nereye gidersek gidelim ona tekerlekli sandalye bulduk ve o şekilde onu gezdirdik.
Az kalsın unutuyordum,bir de balon aldım Cansu'ya. Balonu tekerlekli sandalyeye bağladık.
O şekilde Kanyon'dan Beykoz'daki parklara,Sabiha Gökçen Havaalanından Kozyatağına,her yere gittik.
.
Daha sonra balonumuzu bu kıza bağışladık,balonla Cansu Hanım her mağazaya giremiyormuş,zor oluyormuş diye.
Kızın adı İrem. Annesi öyle dedi. Bir de İrem'in bileğine bağladı balonu,İrem de hep onla oynadı,çok mutlu oldu.
Sonra da oynarken balonun ipi koptu,balon uçtu. Sonsuzluğa gitti. İrem üzüldü.
Bu kadar.